22 Haziran 2018 Cuma

Üniversiteler kimin?


Berkay Ali Gülek
Berkay Ali Gülek
İstanbul Üniversitesi

Şüphesiz üniversiteyi kazanan ya da lisede sosyalist olup, devrimci faaliyet yürüten her lise öğrencisinin hayali üniversitede daha aktif bir şekilde mücadeleye katılmaktır. Özellikle 15 Temmuz öncesi üniversiteyi kazananlar için… Ancak ne yazık ki mevcut koşullar buna imkan vermemekte.

  Üniversite gençliği olarak yapabildiklerimiz yayınlanan KHK’lara veya yapılan zulümlere karşı anca polis ablukasında basın açıklaması yapabilmek. Bununla birlikte üniversitelerimizde öğrenci aleyhine alınan kararlara , afiş asma ve bildiri dağıtma yasaklarına, yemekhane zamlarına tepkisiz kalmamız da cabası…

  Bizler polis ablukası altında basın açıklaması yapmayı ya da okulun kantininde bir faşist olsa da okulumuzu ve kendimizi savunurken gözaltına alınsak diye beklerken, AKP kendi gençliğine dünyanın yuvarlak olmadığına dair makaleler yazdırıyor. Aslında yazımda tam da üstünde durmak istediğim konu bu. Yıllardır her eylemde, her meydanda attığımız “Üniversiteler bizimdir, bizimle özgürleşecek!” ve “Gericilik dışarı, bilim içeri!” sloganlarının hakkını üniversite gençliği olarak acaba ne kadar verebiliyoruz? Okullarımızda düzenlenen bilim kongrelerinde devrimciler olarak yer alabiliyor muyuz? Maalesef hayır. Bununla birlikte okullarımızda birer nefes alma merkezi olan öğrenci kulüpleri ya tek tek kapanıyor ya da aktifliğini yitiriyor. Alternatif yazılı medya olarak çıkan üniversite fanzinleri yayın hayatlarını sonlandırıyor. Ancak tarihimiz günümüzün tam aksinedir. Örneğin 2016 senesinde Nota Bene Yayınları’ndan çıkan Yalçın Bürkev hocamızın hazırladığı ODTÜ: Tarih Direniyor kitabında Öğrenci Temsil Kurulları’nın yaptığı etkinlikler, festivaller, öğrenci ve bilim kongreleri, bununla birlikte öğrenci gençliğin ÖTK’ları çatı örgüt olarak benimseyip yaptığı hak eylemleri ve İdari Bilimler Fakültesi öğrencilerinin öncülüğünde çıkan TİB dergisi gözümüzün önünde geçmişimiz için onur, günümüz ise yüzümüzü kızartacak kadar utanç duymamıza sebep olan gerçeklerdir.

  Tabi ki söylemek istediğim meydanları, sokakları boş bırakıp yasallığa, düzene ve kongre salonlarına sığınmak değil. Sokakları, meydanları, üniversitelerimizi boş bırakmadan üniversite yönetimlerinin ve devletin izin verdiği alanları onlara dar etmek. Şüphesiz ki kendi gençliğine dünyanın yuvarlak olmadığına dair makale yazdıran gericiler; bizlerin bilim, sanat ve edebiyat için kürsüleri, salonları ya da öğrenci kurullarını doldurmamıza engel olacaktır. Ancak direnmek beklemekten iyidir. Bizler öğrenci kurullarını, kürsüleri, kongre salonlarını bilim, sanat ve edebiyat için doldurduktan sonra daha kalabalık ve güçlü olacağız. KHK’larla işinden atılan ya da hala açılan soruşturmalarla baskı gören akademisyenlerin sayısına baktığımızda hiç de yalnız olmadığımızı görüyoruz. Onlar ise bir avuç…

  Mevcut alanlarımızı, sokakları, meydanları ve üniversitelerimizi boşlamadan, okullarımızda bilime, sanata ve edebiyata sahip çıkarak, üreterek yaratacağımız güzel günler için “Bu daha başlangıç! Mücadeleye devam!”. Son olarak “FERMAN DEVLETİN, ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR!”.