Üniversitelerde ne oluyor?

[dropcap]B[/dropcap]irkaç aydır özellikle vurguluyoruz. Türkiye bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu gidişatın alametleri üniversitelerde de beliriyor haliyle. Olumsuz ve olumlu…

Gelenek haline gelmiştir artık. Kötü haberden başlanır. İyi gelişmeleri yükselterek kötünün üstesinden gelmeye vurgu yapılarak bitirilir. Bozmayalım, yöntemsel olarak doğru olan da bu zaten.

Üniversitelerde bir süredir istemediğimiz, yanlış, Türkiye’ye ve sola zarar veren bir taraflaşma yaratılmaya çalışılıyor. Nedenleri açık. İç kriz yaşayan AKP’nin, bir de gençlikle uğraşacak mecali yok şu anda. Yaratılmak istenen taraflaşma ekseni hem gençliği paralize ediyor. Hem de bu alana yapılacak ve iktidar açısından yeni mevziler anlamına gelecek tüm müdahaleleri kolaylaştırıyor. Bir taşla iki kuş anlayacağınız.

Açık ve samimi olmakta fayda var. Bahsettiğimiz olgu, Ege Üniversitesi’nden başlayarak Ankara’ya sıçrayan gerginlik ortamı. Gerginlik, Kürt-Türk kavgası biçimini alıyor. Gezi kitlesini Kürt düşmanlığına itmeyi, asıl hedef olan AKP’yi unutturmayı hedefleyen taraflaşmanın şimdilik başarısız olduğunu söylememiz ise oldukça zor.

Rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu taraflaşma ekseni daha fazla büyümeden durdurulmaz ise eğer; AKP’yi de kurtarır, Erdoğan’ı başkan da yapar, diktatörlüğü tesis de eder. Bu eksen dağıtılmalıdır.

Tayyip Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız sözünü benimseyenler gereğini yapmalı; taraflaşmayı körükleyecek, ilgili-ilgisiz herkesi Kürt düşmanlığına ve faşist harekete yaklaştıracak adımlardan uzak durmalılardır. Aksi, Türkiye’de mutlaka gerçekleşecek olan hesaplaşmanın içeriğini ve saflarını diktatörlüğün tesisi lehine belirleme tehlikesi taşımaktadır. Bu tehlike bertaraf edilmelidir.

İyisi mi biz kendimize dönelim. Uzun zamandır söylüyoruz. Tehlikeleri bertaraf etmenin yolu geriye çekilip mızmızlanmak değil, ileri çıkışlar gerçekleştirmektir. İddiamız şudur: Ekseni biz belirleyeceğiz.

Yobazlıkla Mücadele Kılavuzu bu iddiayı somutlamak için yazıldı. İçeriği başka bir yazının konusu olsun. Ancak anlamı budur. Gençlik mücadelesi çıtayı yükseğe koyacak, taraflaşmanın eksenini yobazlıkla mücadele üzerinden çizecektir.

Bu iddia, aynı zamanda restorasyon tartışmaları henüz peydah olmamışken verilmiş bir ön cevaptır da. Siyasi eksenini laiklik üzerinden kuranlar için korkacak, çekinecek bir durum yoktur. Emperyalizmin, sermaye gruplarının ya da AKP içerisindeki herhangi bir odağın laiklik talebine somut ve anlamlı bir yanıt vermesi mümkün değildir. Türkiye’de laiklik artık devrim sorunudur.

Ekseni laikliğe kuranların AKP içerisindeki gerilimlerde bir tarafa yedeklenme riski, bugün gördüğümüz yanlış taraflaşmalarla aldanma olasılığı yoktur. Laiklik ekseni aldanmak bir yana; iktidar içi çatlaklara müdahale etme, onu derinleştirme yeteneğine sahip olmak anlamına gelir. Gençlik, bir kritik süreci daha aldanmandan, mücadelesini ve örgütlülüğünü büyüterek değerlendirmesini bilecektir.

İyi haberlerden bir tanesi kendisini yazının gelişme sürecinde dayatmış oldu: Gençlik mücadelesi, soruna dair güçlü bir örgütlü müdahale için gerekli netlikten yoksun değildir. İkinci iyi haber ise İstanbul Üniversitesi’nden geliyor.

Rekor oyla rektör seçilen Raşit Tükel hocamız ve daha doğrusu üniversitelerin geleceği için gösterilen dayanışma büyüyor. Hiç beklemiyoruz ama Raşit hocanın atanması mücadelenin zafer iştahı açısından önemli bir olanak yaratır. Olası bir yanlış atama ise; üniversitelerin AKP’ye bir kez daha başkaldırması, doğru eksende birleştirilmesi olanağını taşıdığı için şimdiden önemli bir kazanım elde ettiğimizi söylemek yanlış olmaz.

Herhangi bir durumda “meleklerin cinsiyetini” tartışacak koroya katılmaya ise hiç mi hiç niyetimiz yok. Öğrencilerin olmadığı bir seçimin meşru olmadığı, ya da özerk demokratik üniversite talebinin neden liberal bir talep olduğu üzerinden açılmak istenen tartışmalara gülüp geçiyoruz.

Tekrarlayalım. Ekseni belli olanlar için önemli olan yobazlığın kovulmasıdır. İstanbul Üniversitesi yobazlığın okullarından ve ülkelerinden kovulması için irade göstermişlerdir. Bu irade, başlı başına aydınlanma ve laiklik mücadelesinin zaferidir. Biz bu zaferi büyütmeye odaklanmayı tercih ediyoruz.

En başa yazdığımız vurguyu bir kez daha ifade etmekte fayda var. Türkiye bir hesaplaşmaya doğru gitmektedir. Gençlik mücadelesi, hesaplaşmayı laiklik ve yobazlık üzerinden kuracak; mevcut sıkışmayı devrimci bir müdahale ile aşmasını bilecektir.

Öyle veya böyle, Türkiye yobazlıktan kurtarılacaktır.

İlgili Haberler