UNUTMADIK SENİ UĞUR MUMCU!

Araştırmacı gazeteciliğin üstadı Uğur Mumcu 24 Ocak 1993’te Ankara Karlı Sokak’ta evinin önündeki arabasına yerleştirilen bomba ile katledildi. Tam 25 yıl geçti üstünden. Ama gerçek failleri hala belli değil. 2000 yılında başlayan Umut Davası Mumcu’nun katledilişinden 7 yıl sonra açılmıştı. Topluma sunulan ve cezalandırılan failler olsa da katliamın asıl planlayıcıları ve failleri hala bulunamamıştır. Gazetecilik adına hatta insanlık adına bir kara leke olarak çoktan geçmiştir bile.

Türkiye’nin gazetecilik tarihine şöyle bir bakarsak acılarla ve katliamlarla doludur. Özgür düşünceyi, kendisi gibi düşünmeyenleri hazmedemeyenler Türkiye’nin aydın gazetecilerini ve de gazeteciliği katletmişlerdir. Abdi İpekçi, Musa Anter, Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink… Öldürülen gazetecilerimizden sadece birkaçı. Hepsi bu meslek için korkusuzca savaşan, her şeyi göze alanlardandı. Hükümetlere, sermaye sahiplerine yaranmak için haber yapmadılar hiçbir zaman ya da şu haberi yaparsam işimden olur muyum düşünmediler. Halkın haber alma özgürlüğüne inandılar, halk için hakikatın bilinmesi için hangi haber gerekiyorsa onu yaptılar. Çekinmediler devlet adamlarından. Esirgemediler sözlerini. Çünkü gazetecilik birilerini pohpohlamak ya da ülkenin asıl sorunlarını görmemezlikten gelmek değildi. Hakikatı yazmaktı, saklanılan gerçekleri ortaya çıkarmaktı. Kim ne der diye düşünmeden yapmaktı bunu. Gazetecilik buydu. Sıradan bir insanın yaptığından ayıran buydu gazeteciliği. Herkes yazabilirdi, herkes bir konu hakkında fikir beyan edebilirdi, herkes fotoğraf çekebilirdi. Bir yurttaştan gazeteciliği ayıran ne olacaktı peki? Elbette hakikatı çekinmeden, korkusuzca yazmak.

Uğur Mumcu  tam da böyle bir gazeteciydi. Hakikatı bulmak için sayısız araştırma yapıyor, dava dosyalarını okuyor ve hatta bunların bazılarını kitaplaştırıyordu. Çok iyi bir okurdu aynı zamanda. BBC’ye verdiği bir röportajda “ Gazetecilik bir siyasi işlevin parçasıdır. Siyasi bir kavganın, mücadelenin bir kürsüsü.” demişti.  Gazetecilik ve siyasetin birbirinden ayrılamaz iki parça olarak görüyordu. Zaten yaptığı gazetecilikte ve yazdığı yazılarla siyasetle haşır neşir olduğunu görüyorduk. Doğru olan buydu. Günümüzde oturduğu yerden her konu hakkında fikir sallayan, tetikçilikten öteye geçmeyen sözde gazeteciler kendini gazeteci addeterken hangi hakla yapıyorlar sormadan edemiyoruz. Gazeteciliğin içini boşaltan bu güruh yüzünden gazetecilik buymuş gibi lanse ediliyor. Zaten okumayan, araştırmayan, sorgulamayan halk kitleleri tarafından da çabukça benimsedi bu durum. Gazeteciliği laf sallamaktan ibaretmiş gibi algılıyor halkın bir kesimi ve gazeteciliği suçlamaya başlıyor. Oysa asıl suçlular bu mesleği kirletenler ve Uğur Mumcu’nun bıraktığı yerden gazeteciliği daha da geriye götürenler. Bu kişilerin ün kazandığı süreçte elbet Uğur Mumcu’nun bayrağını taşıyan, araştırmacı gazeteciliğe katkı sunan kişiler de var. En büyük kanıtı Ahmet Şık. Cumhuriyet Gazetesi muhabiriydi. 1 yılı aşkın süredir tutuklu. Hem de çok ironik bir suçlamayla. Terör örgütü propagandası yapmak. Fetullah Gülen Cemaati’nin emniyetteki örgütlenmelerini anlattığı kitabı “İmamın Ordusu” basılmadan yasaklanmıştı 2011’de. Daha sonra Ergenekon kumpasıyla 1 yıl hapis yattı. Şimdi de 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası attığı tweetler ve haberler nedeniyle 29 Aralık 2016’da tutuklandı. Ne kadar ironik değil mi? Haber yaptığı için tutuklanan gazeteciler. Bu ülkede haber yapmanın, hakikatı yazmanın karşılığı ya ölüm ya hapis oldu yıllardır. Vurdular bizleri, katlettiler, susturmak istediler, susmadık, hapislere attılar ey halkım unutmayın bizi.

Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu kitabı devletin içine sızan Gülen Cemaati’ni deşifre ediyordu.Özellikle emniyetteki örgütlenmelerini anlatıyordu Şık. Yıl 2011di. Uğur Mumcu katledilmeden 2 gün önce  Cumhuriyet Gazetesi’nde (22 Ocak 1993) bir yazı kaleme almıştı. “İmam-Subay” başlıklı yazısında şunlar yazıyordu :

“TBMM Milli Eğitim Komisyonu, harp okullarına giriş koşullarını düzenleyen yasa tasarısını görüşürken verilen bir değişiklik önergesi ile imam-hatip okullarını bitirenlerin harp okullarına girişlerine engel olan madde değiştirilmiş.

Bu değişiklik TBMM tarafından da uygun görülürse, harp okullarına önümüzdeki ders yılından başlayarak imam-hatip lisesi mezunları da girebilecekler. İmam-hatip liselerini bitirenler neden ilahiyat fakülteleri ve İslam enstitülerine gitmiyorlar da ille de kaymakam, vali, savcı, yargıç ve subay olmak istiyorlar?

Bu uzun vadeli eğitim ve bürokratik yerleşim projesini kimler planlıyor?

Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki toplam personel sayısı bugün 70 bini aştı.

Bu 70 bin 99 personelin ancak39 bin 907’si imam-hatip liseleri çıkışlıdır.

Demek ki imam-hatip liselerini bitirenler, yetiştirildikleri ve yararlı olacakları alanda çalışmıyorlar.

Peki ne yapıyorlar?

Hukuk fakültelerini bitirip savcı ve yargıç, hukuk ve siyasal bilgiler fakültelerini bitirip polis müdürü ve kaymakam oluyorlar.

Yarın ya da öbür gün vali de olacaklar…

İmam ve hatip olarak yetiştirilenler emniyet müdürü, savcı, yargıç, kaymakam olacaklar, bu yasa değişikliği TBMM’den de geçerse subay da olacaklar, hiç din eğitimi görmemiş ilkokul mezunları da imam ve hatiplik yapıp camilerde vaaz verecekler!

Bunda bir yanlışlık, bir çarpıklık yok mu?

İmam-hatipliler din adamı olarak çalışmayacaklarsa, neden art arda imam-hatip okulları açılıyor? Neden bu okullardaki öğrenci sayısı her yıl bu kadar artıyor?

İmam-hatip lisesi mezunları neden yetiştirildikleri alanlar dışındaki işlerde görevlendiriliyor?

-Yasa var ol Harbiye/Selamünaleyküm sivil toplum l Maşallah ikinci cumhuriyet/ Ruhuna el fatiha laiklik…”

Uğur Mumcu yıllar öncesinden cemaate, eğitimin dinselleştirilmesine dikkat çekmişti. Hatta bir konuşmasında “Cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacaklar cumhuriyete karşı ayaklanacaklar.” demişti. Hakikatı söylemişti ve dediği de oldu. Yıllar sonra Ahmet Şık cemaatle ilgili yazdı, hapise atıldı. Türkiye’de hakikatı söylemenin karşılığı ödül değil ölüm ya da hapisti. Yıllardır böyle ve hiç değişmedi.

Mumcu yine günümüze ışık tutan şu sözleri söylemişti: “”Milliyetçilik, ‘vatan, millet, Sakarya, kan, ırk, bayrak’ edebiyatı mıdır, yoksa ulusun çıkarlarını, onurunu herkese karşı savunmak; yani tam bağımsızlık mıdır? Ülkenin onuru ayaklar altında çiğnenirken, ‘vatan, millet, bayrak’ edebiyatını yani milliyetçiliği sadece kitleleri uyutmak, kandırmak için kullanıp aslında bütün bu değerleri salt kendi siyasal ya da bireysel-sınıfsal çıkarları için kullanmak milliyetçilikse, bunun karşıtı nedir?”

Günümüzde vatan, millet, sakarya edebiyatıyla kitleleri uyutanları ta o zaman teşhis etmişti Mumcu. O zamandan tek farkı belki sayıca çoğalmalarıydı. Stratejileri hiç değişmedi. Kendi bireysel-siyasal çıkarları için yapmayacağı şey olmayanlar milliyetçilik kılıfıyla halkı çok güzel uyutuyordu. İşe bir de İslamcılığı karıştırmışlardı tabii. Siyasal İslam’ın devleti yönettiği, ele geçirdiği günümüzde “Vatan, millet, Allah” diyince nutku tutulan kitleler ve bunlara sorgusuz sualsiz inanan insanlarla dolu etraf. Türk-İslam ülküsüyle hareket eden milliyetçilerin, siyasal islamcıların anti-emperyalizme soyunduğu günleri unutmamak lazım. Anti-emperyalizm anlayışları kola dökmek, turp ısırmaktan öteye gidemeyen güruh anti-emperyalist olmuştu 2017 Türkiye’sinde. “Tam Bağımsız Türkiye” diyen Denizler asılmıştı bu memlekette. Mumcu’nun bu sözü durumu o kadar iyi özetliyordu ki sanki her sözünü geleceği görerek yazmış gibiydi. Hem ileri görüşlüydü hem de yaptığı tahlillerin hepsinde haklıydı. Hepsi birer birer çıkmıştı günümüzde.

Uğur Mumcu sayfalarca anlatılacak bir aydındı, gazeteciydi. Hatta anlatarak bitiremeyeceğimiz bir araştırmacı gazeteciydi. Onu anlamak önce fikirlerini kavramaktan geçiyor. Gençlere bizlere düşen görev onun fikriyatını içselleştirmek. Kitaplarını okumak. En önemlisi de onu yaşatmak. Onun gazeteciliğini, fikirlerini yaşatmak. Araştırmacı gazetecilik diye bir kavram varsa eğer günümüzde bunun babası kuşkusuz Uğur Mumcu’dur. Verdiği gazetecilik mücadelesi hepimize örnek olmalı. Daha çok okumalı, daha çok araştırmalı, daha çok sorgulamalıyız. Tıpkı onun yaptığı gibi. Türkiye’deki gazeteciliği kurtarmanın başka yolu yok. Tutuklu gazeteciler sıralamasında 1. olan bu ülkeyi kurtarmanın başka seçeneği yok. Basın özgürlüğünün sadece kitaplarda ve sözde anayasada yazdığı bu ülkede gazetecilik mücadelesinin sürmesi için yeni Uğur Mumcu’lar, Metin Göktepe’ler, Ahmet Şık’lar yetiştirmek gerek. 1993’te Mumcu’yu katlederek susturmak istedikleri Cumhuriyet Gazetesinin şimdi 4 yazarı-muhabiri tutuklu. Çekinmeden her türlü yolsuzluğu, yanlışı yazan gazetecilerimiz ya öldürüldü, ya tutuklandı. Bu sarmala hapsolduk yıllardır. Acı gerçek ki artarak devam ediyor. Ama nasıl ki Uğur Mumcu susmadı yazdı onun izinden giden gazeteciler ve gazeteci adayları susmuyorlar, susmayacaklar.

25 yıl geçti Uğur’umuzu kaybedeli. Onun yazıları ve fikirleri hala günümüze ışık. Laik, tam bağımsız, eşit bir Türkiye için yazdı yıllarca. Her sözünde vurguladı. Yaşasaydı vurgulamaya devam edecekti. Karlı bir Ankara sabahında aldılar onu bizden. Uğur Mumcu katledildi ey halkım! Unutmayın onu! Katledilen tüm aydın ve gazetecilerimizi unutmayın. Çünkü bu memleketin geleceğini katlettiler. Güzel günlerimizi, aydınlık yüzlerimizi çaldılar. Bize düşen görev Uğur Mumcu’nun ve katledilen aydın, gazetecilerimizin bayrağını devralmaktır. Laik, eşit, özgür ve tam bağımsız bir Türkiye’yi kurmaktır.

Son olarak Uğur Mumcu’nun “Sesleniş” yazısını söylemek lazım Çünkü o “Sesleniş” hiç bitmedi hala hafızalarımızda ve hala yaşadıklarımızda. Uğur Mumcu’nun arabasına bomba koyan ve onu katleden gerçek failler bulunmadıkça bu “Sesleniş” hiç bitmeyecek.

 

“Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi! Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi… Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi…”

 

İlgili Haberler