Yunanistan değerlendirmesi

Geçtiğimiz günlerde, bildiğiniz üzere, Yunanistan bir referanduma gitti. Referandumda halka sorulan soru şuydu: Avrupa Birliği, IMF ve Avrupa Merkez Bankası üçlüsünün (Troyka), Yunanistan’a teklif ettiği “kemer sıkma politikalarını” kabul etmeli miyiz ? Aslında, pek fazla politize olmamış (veya olamamış) ve Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA)’nın ucuz sol-popülist politikalarından etkilenmiş bir birey, bu soruya çok net bir cevap verecektir: Hayır! Tabi bu kişi, maddi gelir açısından, orta-yoksul sınıf içerisinde bulunmalı ve, eğer varsa, sermayesini bu koşullar altında kullanamayacağını bilmesi şartıyla. Elbette, biz Marksist-Leninistlerin de bu referandum kapsamında, Yunan halkının “OXI” demesinin yanında durduk. Emperyalist politikaların artan aşırı ulusal baskılarını, yaşadığımız coğrafyadan biliyoruz. Kürt halkı, Türk burjuvazisinin işbirlikçi-emperyalist politikalarının altında ezilmiş ve ezilmeye de devam etmekte. Avrupa’nın da aynı şekilde, bu politikaları, yarı-sömürge ülkelerde kullanmak zorunluluğu olduğunu Lenin’in “Emperyalizm: Kapitalizm’in en yüksek aşaması” adlı eserinden biliyoruz. Kapitalist-emperyalist sistem, mali oligarşinin sürekli artan ulusal baskısına sebep olur. Şu an, Yunanistan’ın başında ki durum da tamamen böyle. Troyka’nın Yunan halkına baskısı sürüyor ve sürmeye de devam edecek. Bu durumda Yunan halkının yapması gereken bu “politikalara” dur demek. Türkiye solunun basın-yayın organlarının çoğunda, öncelikle Yunanistan genel seçimlerinde SYRIZA’nın galibiyetiyle, daha sonra ise referandum da “OXI” diyerek SYRIZA’ya ve –sözde- Yunan halkına desteklerini gördük. Öncelikle bizim sormamız gereken soru şudur: SYRIZA, Yunan halkı için kurtuluş yolu mudur ? İşte burada SYRIZA’nın nasıl bir program izleyeceğine bakmamız gerek. SYRIZA’nın programı ve ideolojik çizgisi incelendiğinde, emekçi halkın yanında olan bir politika izlemeyeceğini, tam tersine, sosyal-demokrasinin, post-Marksizm kamuflajına bürünmüş, kapitalizmin –liberal anlamda- vahşiliğinin alınarak, serbest rekabetçi kapitalizmi dayatacağını gördük. Bu politikanın, işçi-emekçi kitleler için, sağ-liberal politikalardan hiçbir farkı yoktur. Yunanistan’ın emekçi halkının görmesi gereken, tek kurtuluş yolunun “Marksist-Leninist çizgide sosyalist bir sistem” olduğudur. Borç konusuna gelirsek, gerek burjuva basınından, gerekse liberal-sol basından gördüğümüz sürekli bir ucuz popülizm haberleri ve propagandalarıdır. En başta, işçi ve emekçi sınıfların çıkarı için sorulacak soru es geçilmiştir ve ya onlara göre çoktan cevaplanmıştır. Soru şudur: Borç kimin borcudur ? Ve, borcu ödemek zorunlu mudur ? HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, borcun ödenip-ödenmemesi tartışmasını “siyaseten” yanlış buluyor. Bu, Türkiye’deki liberal-solun Yunanistan’ın sorununa bakış açısının bir göstergesi. Kürkçü, aynı zamanda, borcun Türkiye tarafından ödenmesini de gündeme getirdi. Ve bunun sonucunda, Ege’de bir “halkların barışı” rüzgarının eseceğini söyledi. Şimdi en başta, borcun, Yunanistan’ın sermayedar sınıfına ait bir borç olduğunu ve işçi-emekçi kitlelerin bu borcu toptan reddetmesinin, bu kitleler açısından en verimli yol olacağını biliyoruz. Çünkü, bu borç, bir kerelik bir durum değildir. Yunanistan, emperyalist-kapitalist düzen içerisinde kalmaya devam ettikçe, şu anki “ekonomik kriz”, işçi-emekçi kitleler için her zaman varolmayı sürdürecektir. Çünkü, bu sistemin en temelinde, bir “artı-değer” sömürüsü, ve sermayenin kâr olduğu için, işçi-emekçi kitleler zaten sürekli bir “ekonomik kriz-borç” durumundadırlar. Bu yüzden, eğer işçi-emekçi kitlelerin kısa ve uzun vadede refahı düşünülüyorsa, en başta, sisteme ve “borca” karşı çıkılması gerekir. Türkiye liberal-solunun, SYRIZA destekçilerinin ve SYRIZA’nın yaptığı en büyük hata buradadır. Özel mülkiyet devam ettikçe, sorunlar artarak işçi-emekçi kitlelerin sırtına yük olacaklardır. Bu yüzden, yapılan referandum, aslında, “oligarşinin seçim aldatmacasıdır”. Yunanistan halkı bu “kemer sıkma politikalarını” reddettikten sonra, SYRIZA’nın Troyka ile yine masaya oturduğunu ve borçları ödemek için “kemerin daha az sıkıldığı” bir program aradığını gördük. Zaten, SYRIZA’nın Troyka’ya, referandumdan sonra götürdüğü teklif, referandum da reddedilen programın neredeyse aynısını teşkil ediyordu. Referandumdan hemen sonra da, Yunanistan Maliye Bakanının istifasını da sunması da, bize, referandumun tamamen bir aldatmaca olduğu ve sonuçsuz kalacağı izlenimini verdi. Yunanistan’ın işçi-emekçi halkı, referandumda “Hayır” diyerek, borcun reddedilip, ödenmemesi konusunda görüş belirtmiştir. SYRIZA’nın yapması gereken, emperyalist politikaları reddetmek ve işbirlikçi Yunan burjuvazisinin mallarına el koyup, kolektifleştirme çalışmalarına başlamasıdır. Gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında emperyalist-kapitalist sistem tamamiyle reddedilmedikçe, ve yerine, ortak mülkiyete sahip sosyalist sistem getirilmedikçe, işçi ve emekçi Yunan halkı, ekonomik zulümden hiçbir zaman kurtulamayacaktır.

İlgili Haberler