Zozan Baran yazdı: Ceceli’nin ahlakı kimin ahlakı?

 

Olay hepimizin malumu… Şok şok şok, olay olay olay curcunası arasında hep birlikte öğrendik ki biri şarkıcı, diğeri başka bir şarkıcının eski eşi iki kadın arasında bir ilişki var (ya da var olduğu iddia ediliyor). Ve Türkiye bu “olayın” otaya çıktığı andan beri, gündemsizlikten toplanmayan İsveç parlamentosunu kıskandıracak bir iştahla bu konuyu konuşuyor! Çorlu’daki tren kazasında ölen insanlar, ülkenin tek adam rejimine gitmesi, ekonomik problemler bile görünen o ki bu iki kadının ilişkisinden daha önemli değil!

 

Mustafa Ceceli ismini bu olayı duymadan önce yalnızca AKP’nin kadrolu sanatçılarından olduğu için biliyordum. Eski karısının özel görüntülerini basına sızdırmasından sonra bu kadronun kendisine kazandırdığı muazzam ahlaki gelişkinliği (!) de görmüş olduk…

 

Peki ne olmuş? Ceceli eski eşini defalarca aldatmış, kameralara evli bir kadınla yakalanmış. Bu olayların ortaya çıkmasından sonra boşanmışlar. Mustafa Ceceli daha sonra başka biriyle evlenmiş. Sonra aradan onca zaman geçtikten sonra çocuğunun velayetini almak için mahkemeye başvurmuş. Velayeti almak istemesininsebebi de eski eşinin başka bir kadınla ilişkisi olması… Çünkü Ceceli çocuğunun annesinin başka bir kadınla aşk yaşamasının çocuğunun psikolojisini bozacağı görüşünde… Ve ilişkileri boşanmadan öne başladığı için de mağdur olduğu…

 

Neresinden başlasak ki? Ceceli’nin çocuğunun “psikolojisi” babası annesini aldatıp kameralara yakalanınca bozulmuyor belli ki.  Ama annesi bir kadına aşık diye bozuluyor! Ceceli başka bir kadınla evli ve çocuğun ikisini birlikte gördüğünü tahmin edebiliriz. Elbette bunda hiçbir problem yok. Ama belli ki babasının başka bir kadınla birlikteliği, onu başka bir kadınla görmek çocuğunun psikolojisini hiç mi hiç kötü etkilemezken annesinin ilişkisi çocuğu alt üst etmiş! Belli ki Mustafa Ceceli’nin karısını başka kadınlarla aldatmış olması, karısının kendisini başka bir kadınla aldatmış olmasından (öyle bir şey varsa bile) daha “ağır”… Öyle ya Ceceli çok mağdur!

 

Önce şunu söyleyerek başlayalım. Ne Mustafa Ceceli’nin özel hayatı ne Sinem Gedik’in özel hayatı ne de konunun diğer muhattabı şarkıcı İntizar’ın özel hayatı bizi ilgilendirmiyor. Aldatmak, aldatılmak gibi konularda ahlaki bir tavır alıyor da değilim. Kişinin özel hayatı yalnızca kendisini ilgilendirir. Dolayısıyla bu olayı ne birinin diğerinden daha ahlaklı ne de daha ahlaksız olması üzerinden değerlendirmiyorum. Yukarıda yazdıklarım yalnızca ortadaki durumun absürtlüğünü ve ikiyüzlülüğünü göstermek için…

 

Şimdi esas konuya gelelim. Kendisi karısını aldatmış olmasına rağmen Mustafa Ceceli nasıl oluyor da ortada kendisinin mağduriyetinden başka hiçbir sorun yokmuş gibi velayet davası açıyor? Nasıl oluyor da gizlice çekilmiş görüntülerin mahkemede delil olarak kullanılamayacağını bile bile (kendisi bilmiyorsa bile avukatı elbette biiliyordur) bunları delil olarak sunuyor? Dahası sanki ortada bir ilişki değil de çocuğa dönük bir istismar varmış algısı yaratılsa da bu istismarın neyden kaynaklanmış olabileceğini bilmiyoruz. Tabii eğer annesinin cinsel hayatının kendisi çocuğun psikolojisinin bozulması için yeterli değilse! Yoksa çocuğun psikolojisini “bozan” iki kadının aşkı mı? Ortada absürt bir durum olduğu aşikar. E biz ortada böyle bir absürtlük görüyoruz da Mustafa Ceceli ne yapmaya çalışıyor?

 

Anlaşılan Mustafa Ceceli kameralara evli bir kadınla yakalandığından beri “muhafazakar çevrelerden” pek ekmek yiyemez olmuş. Tabii meselenin önemli kısmı karısını aldatmış olmasından çok yakalanmış olması sanırım. Öyle ya sözünün ettiğimiz “muhafazakar çevrelerde” pek de eksik olmayan bir şeyden söz ediyoruz.

 

Mustafa Ceceli, AKP Türkiye’sinin ürünü. Hepimiz gibi “seks kasetlerinin” ülkenin geleceğinde baya önemli bir yeri olduğuna şahit oldu. Belli ki büyüklerinden şantaj yapmayı, tehdidi gayet güzel öğrenmiş! Ama o kadar da değil… Muhafazakâr çevrelerin iki yüzlü ahlak anlayışına eski karısının lezbiyen ilişkisini teşhir eden bir adamdan daha çok ne yakışır ki? Belli ki Ceceli de böyle düşündü. Lezbiyen bir ilişkiyi ortaya çıkarırsa kendisinin yaptıkları affedilir diye umdu. Toplumumuzun “vicdanına” seslenirken aklında toplumumuzun homofobik “hassasiyetleri” vardı herhalde.  Hatta belki bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkıp bu ahlaksızlığa dur diyeceğini düşündü, kim bilir! “İlk taşı günahsız olanınız atsın,” sözünün muhafazakar çevrelerde hiçbir anlamı yok anlaşılan!

 

Ama Ceceli’nin hesap edemediği bir şey de var. Bu ülkede AKP’nin onca seçim “zaferine”, onca yaraya rağmen teslim alamadığı milyonlar AKP’nin otoriter rejiminin simgesi olarak gördükleri her türlü baskıya karşı çok daha hassas! Unutmayalım ki Türkiye’nin en kalabalık onur yürüyüşü Gezi Direnişi’nden bir sene sonra yapıldı. Ve Gezi’de yakaladığımız dayanışma hala bizimle! Artık bu ülkede milyonlarca insan iki kadının aşkında Ceceli’nin aksine yalnızca aşk görüyor. Ve aşk hala insanlığın en güzel duygularından biri!

 

Ceceli ve onun gibiler ile verilecek uzun bir mücadele var. Malesef Türkiye LGBTİ bireyleri için özgür bir ülke olmanın çok uzağında. Ama Türkiye özgür bir ülke olduğunda bize Gezi’den kalan ve her gün büyüttüğümüz güzel bir dayanışma miras kalacak.  Bu mirası büyütmek gerekiyor. Yalnızca bu iki kadın için değil, özgür ve eşit bir gelecek için de hepimizin üstüne düşen bu!

 

Son olarak şunu söyleyerek bitirelim: Sinem Gedik ve İntizar’ın nasıl insanlar oldukları, onların da sözünü ettiğimiz “muhafazakar çevrenin” üyeleri olması bizi hiç ama hiç ilgilendirmez! Yukarıda da söylediğimiz gibi homofobiye karşı mücadele etmek ve bu iki kadını savunmak nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizle çok yakından ilgili. Birilerinin tutsak olduğu ve sırf cinsel yönelimlerinden dolayı bu tür ayrımcılıklara uğradığı bir ülke bizim hayalini kurduğumuz ülke olamaz!

 

 

İlgili Haberler