Beyoğlu ve yol kazasına umut bağlamak

Ercan Bölükbaşı

Geçtiğimiz hafta, yakın zamandaki seçim dönemlerinden de aşina olduğumuz bir gelişme yaşandı. Bir televizyon programında Kılıçdaroğlu’nun ismini vermesi ile birlikte öğrendiğimiz sürecin ve karşılıklı görüşmelerin sonucunda CHP’nin Beyoğlu ilçesi adayı olarak ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş açıklandı.

2014 yılından itibaren Ovacık deneyimi ile birlikte “’sosyalist belediyecilik’ popülerleşti. Bu anlamıyla belediyelerin sosyalistler açısından oldukça ilgi çektiği bir gerçek. [1] Beyoğlu’nun sol açısından tarihsel değeri, İstanbul’da hala çok sayıda insanın her gün yolunun geçtiği bir merkez olması açısından sahip olduğu önem ve AKP’nin kente Beyoğlu merkezli müdahaleleri de düşünüldüğünde bu adaylık da oldukça ilgi gördü.

Meselenin Beyoğlu ve Alper Taş özeline gelmeden önce genel bakış açımız konusunda birkaç hatırlatma yapmamız gerekiyor. Türkiye’de belirli dar alanlar dışında sosyalistlerin özel bir gücü ve birikimi maalesef yok. Bu özel alanlar, yine birkaç tanesi hariç, gün geçtikçe eriyor. Yani var olan da kaybediliyor. Bu sürekli kaybetme halinin nedenlerinden bir tanesinin (kuşkusuz AKP iktidarının yarattığı tahribattan bir an önce kurtulma isteği gibi anlaşılır bir amaç uğruna) planlamaya, stratejik hedefler belirlemeye, belirlenen hedeflere göre yığınak yapmaya olan ilgisizlik ve bir tür kolay yoldan sıçrama arayışı olduğuna inanıyoruz.

Sol, ülke gündeminin ve kendisine yakın düşünen toplumsal kesimlerin de yarattığı basınçla üzerine düşünülmemiş, yeterince planlanmamış hamleler yapıyor. Gücü olmamasına rağmen güçlüymüş gibi davranması; anlık doğaçlama hamlelerle, orijinal söylemlerle ya da küçük manevralarla büyük işler başarması bekleniyor sosyalistlerden. Bu beklentinin karşılanabilmesi için verilen tavizler de başka bir besleme mekanizması ile güç kaybını derinleştiriyor. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, bir süredir görmeye alıştığımız büyük güçlerin etrafında ve onlara yaslanarak siyaset yapma alışkanlığı en başta küçük ve sonuç alınacak bir manevra olarak değerlendirilirken, işin sonunda artık bir zorunluluk halini alıyor.

Oysa ki daha yürümeden koşmaya başlamak, koşmadan ileri sıçramak pek de mümkün değil. Bir süredir bu durumun yanlış olduğunu anlattığımız için çok da uzatmak niyetinde değiliz. [2]

Alper Taş ve Beyoğlu özelinde ayrı bir değerlendirme yapmamızı gerektirecek bir durum da yok açıkçası. ‘Alper Taş çok düzgün bir insan, başkalarına benzemez’ diyebilirsiniz. Doğru söylüyorsunuz ama benzer yolu seçenler arasında Ufuk Uras dışında hain çıkmadı ki zaten. Hiçbiri kişisel bir fayda beklemedi, gördüğümüz kadarı ile sağlamadı da. Bir örnek haricinde mesele, “kariyeristlerin solu basamak olarak kullanması” olmadı zaten hiç. Mesele, devrim ve sosyalizm mücadelesinin güç biriktirmesi için harcanabilecek olan insan kaynağı ve enerjinin boşa harcanması, israf edilmesiydi. Hala da öyle. Yanılmayı dileriz ancak yakın gelecekte de öyle olacak gibi görünüyor.

Belediyelerin parlamentodan farklı olduğunu söyleyebilir, Ovacık ve Fatsa örnekleri ile bu durumu temellendirebilirsiniz. Belediyeler gerçekten de parlamentodan farklı. Ancak Fatsa ve Ovacık örnekleri için konuyla ilgili hemen herkesin hiç düşünmeden yanıtlayabileceği bir soru sorduğumuzda, benzetmenin gerçeği yansıtmadığını hepimiz görebiliriz. Hangi birikime yaslanarak? Bırakalım halk meclislerini ya da gerçek bir mücadeleyi, Beyoğlu’nda bürosu olan sosyalist özne bile parmakla sayılır halde artık. Haziran Direnişi, Gezi Parkı’nı (şimdilik) korudu belki ama; solun Beyoğlu’nu terk etmesi süreci hızlanarak devam etti.

Geçen yazımızda CHP’nin adaylık tartışmalarından, bu tartışmaların odaklandığı noktaların ne kadar mide bulandırıcı olduğundan bahsetmiştik. Yine benzer bir tartışmada, hatta Kılıçdaroğlu’nun istifa resti çektiği kavgalı bir Parti Meclisi toplantısında Alper Taş’ın adaylığının herhangi bir tartışma olmadan oybirliği ile geçtiğini görüyoruz. Bunu dürüst ve devrimci bir aday karşısında CHP Parti Meclisi’nin bile ağzını açmaya cesaret edememesi olarak yorumlayacak değiliz elbette. Hatta, olağan koşullarda bu dürüstlük ve devrimciliğin, her biri rant hesabı yapan bir toplamda büyük kriz yaratması beklenirdi. Beklentinin aksinin gerçekleşmesine Beyoğlu’nun iktidar açısından pozisyonunun neden olduğu açık. Erdoğan ile anılan Kasımpaşa’yı da içerisinde barındıran Beyoğlu ilçesini AKP kurulduğu günden beri yönetiyor. Gerici dönüşümün ve kent kültürünün yağmalanmasına yönelik projelerin önemli bir bölümü de Beyoğlu merkezli. Yani Beyoğlu AKP açısından çok değerliyken CHP’nin buraya yönelik herhangi bir önerisi ve iddiası yok. Haliyle PM üyeleri de Beyoğlu’nun kazanılabileceğine ilişkin bir beklentiye sahip değil. Kazanma ihtimali yoksa bölüşüm için kavgaya gerek yok.

Önceki seçimlerde yapılan hileler, medyanın durumu, sahte seçmen kayıtları ve fazlası… 31 Mart’ta gerçekleşecek olana seçim denilip denilemeyeceği bile meçhul. İşin aslı CHP yönetiminin düşündüğü, merkezi öneme sahip bir belediye kazanmaktan çok yerel seçimlerde yaşanan heyecansızlığı, ayan beyan sağcı İmamoğlu’nun her adımıyla beslediği kavga etmiyor olma halini biraz olsun dengelemek; Alper Taş’a duyulan güveni bir yanı ile sömürmek ve seçimleri artık bu alanda umudu kalmayanlar için de yeniden ilgi duyulabilir hale getirmek.  CHP’nin amacı çok tanıdık: Yeniden sahte umutlar yaratmak. [3]

Durum böyleyken solcu Alper Taş’ın Beyoğlu İlçe Belediye Başkanlığı’nı kazanması, çıkışı sağcılıkta gören CHP açısından ancak bir yol kazası olabilir. CHP’nin politik yönelimi ile uyumsuz Taş’ın adaylığı bu anlamıyla talihsizdir de. Talihsiz derken yanlış anlaşılmasın, Alper Taş kaybetsin istemiyoruz. Tüm bu eleştirilerimize rağmen başarılar diliyoruz. Umarız yanılırız ve bu yol kazası gerçekleşir.

Elbette sosyalizm mücadelesi yalnızca planlanmış zaferlerden değil, rastlantısal kimi olgulardan da beslenebilir. Yine de adı üstünde rastlantı bu, üzerine plan yapılamaz. Devrimcilerin kazalara bel bağlamaktan çok, gerçekçi bir strateji örgütlemeye ihtiyacı olduğu fikrinde ısrar ediyoruz. Kazalara değil, plana ve programa odaklanmayı önemsiyoruz.

 

[1] Sosyalist belediyecilik özellikle Fatih Maçoğlu başkanlığındaki Ovacık deneyimi ile popüler olan bir kavram. Elbette kapitalist bir ülkede, bir veya birden fazla belediyede sosyalist bir üretim biçimi kurulamaz. Ancak belediyelerde emeği gözeten bir anlayışın yönetimde olması, halkçı bir tarzın toplumda başarı kazanabileceğini göstermesi; iktidara yönelecek gücün ve deneyimin biriktirilebilmesi açısından oldukça değerli.

[2] “Toplumun ayağa kalktığı ve arayışa geçtiği Haziran Direnişi’nin üzerinden dile kolay beş yıl geçti. Bu süre boyunca siyaset üretme yeteneğini yitirmesinin sonucunda apolitizm ile pragmatizm arasında sıkışan Türkiye solu, ya siyasal alanın tümüyle dışına kaçtı, ya da yalnızca siyaset içerisinde kalabilmek adına başka güçlerin kanatları altına sığındı. Sol, Gezi Parkı’nda başlayan arayışa bir bütün olarak sırt çevirdi.”, Gençlik TAMAM Diyor, Fikir Kulüpleri Federasyonu, 31.05.2018

“…gerçek bir strateji etrafında örgütlenmiş devrimci bir iradenin yokluğunda ise özellikle seçim öncesi dönemlerde kendisini gösteren geçici heyecanların yaşandığını görüyoruz. Bu heyecan, bir süreliğine bir hareketliliğe dönüşse de tekil tekil bireylerden kahramanlar yaratıyor, bu bireylere taşımadığı misyonların yüklenmesine neden oluyor ve en nihayetinde seçimlerin bitmesi ile birlikte yerini hayal kırıklığına bırakıyor.”, Mücadele Büyüyecek Mutlaka Kazanacağız, Fikir Kulüpleri Federasyonu, 24.06.2018

[3] “CHP Merkezi eğer Kurultay salvosunu atlatırsa, yönetimlerinde biraz değişiklik yaparak, yerel seçimlere odaklanmış yeni bir sahte umut etrafında insanları (kendi Parlamenter budalalıklarının parçası haline getirerek) kandırmanın yollarını aramaya hazırlanıyor.”, Muhalefet Üzerine Notlar, Bağımsızlık, Devrim ve Sosyalizm Mücadelesinde YOL, Sayı: 1, Ağustos 2018.

İlgili Haberler