“Bir direniş senfonisiydi onlar”

Başlığa bakılınca dili geçmiş zamana ait bir olayın tasviri olduğu düşünülebilir. Asıl olan, onları anlatacak kadar güzel bir tanımlama bulamamanın yarattığı mahcubiyet ile bir şarkı dizesine sığınıştır. Bu mahcubiyettir ki, onlar hakkında yazmayı günlerce ötelemenin de gerekçesidir.

Fakat güzellik tasvirinin kendisini oluşturan zemini yıkan, bir sermaye devine günlerdir direnen ve yorgunluklarına inat fabrikanın kapısını durmaksızın sloganlarla dövenleri anlatmak bize düşen bir boyun borcudur. Kimlerden bahsettiğimizi soracak olanlara Zozan Baran’ın vaktiyle bizlere hatırlattığı Turgut Uyar dizesiyle cevap vermek isteriz. Shakespeare’den daha lirique Makedonya Falanjistlerinden daha kahraman olanlardan; sendikalı oldukları için işten atılan ve aylardır direnen Flormar işçilerinden bahsediyoruz.

Flormar olayı basit bir işten çıkarmanın çok ötesinde sermayenin nasıl hoyratça insan emeğini değersiz kıldığının bir göstergesi de. Mayıs ayında hisseleri Kosan Kozmetik ve Yves Rocher’e (%51) ait olan Flormar’da Petrol İş Sendikası’na üye oldukları için çoğu kadın 120 işçi işlerinden çıkarıldılar. Ne var ki, firma işten çıkarmaların gerekçesinisendikalaşma ile açıklayamayacağı için kapitalizme özgü bir ustalıkla gerçekleri bir başka yalanın gölgesine gizlemeye çabaladı.

Flormar kapitalizme içkin bir yalanı ustalıkla söylüyor. İşçileri4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/2 maddesinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller” başlığı ile sıralanan gerekçeleri ile işten çıkarıldılar. Bu fesih gerekçesi sermayenin tam da istediği gibi; Flormar işçisinin herhangi bir tazminat hakkı elde edememesi, iş güvencesi hükümlerinden ve işsizlik ödeneğinden faydalanamaması anlamına geliyor. İşçileri “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymamakla itham ile eden sermaye, marka sloganı olarak da bir ikiyüzlülük nişanesi olarakAct Beautiful (Güzel Davran) ifadesini kullanıyor.

Flormar işçileri sadece sermayenin bu ikiyüzlülüğünü bizlere teşhir etmekle kalmıyor, her gün inatla bir araya gelerek, eşsiz bir orkestranın parçaları olarak bizlere bir direniş senfonisini seslendiriyorlar. Ve bir kozmetik devi ile olan mücadele degüzellik tanımını attıkları sloganla yerle bir ederken, bizleri o eşsiz melodiyle çağırıyorlar:Flormar değil, direniş güzelleştir”.

Onların günleri aşan, artık aylara dayanan direnişleri sınıfı savunan hepimiz için öğretici bir hal almaktadır. İşçiler için yaşamın bu derece şiddetli alt üst oluş-kırılma noktalarının birinde, baskıları aşmak için, hayata dair her türden endişeye rağmen direnmeleri; Lenin’in bizlere sıkça vurguladığı mücadelenin gerçek biçimin sınıftan öğrenme hususunun hatırlatıyor.

Her şeyden önemlisi, Flormar işçileri her gün bıkmadan ve yorulmadan bizlere bir başka gerçeği daha hatırlatıyorlar.Sermaye ile daimi bir savaşın içerisindeyiz. Bu daimi savaşta sermaye elindeki bütün araçlarla işçi sınıfını güvencesizleştiriyor. Yıllarca emek verdiği işlerinden atıyor, gelecek kaygısıyla sessizleştiriyor ve dahası ölüme yollamaktan hiç çekinmiyor.

Öyle ki, bu gündelik ilişkilerimiz, kaygılarımız, neredeyseyaşamımızın çoğunu belirler ve hatta düzenler hale gelmiş durumdadır. Katliam boyutundaki iş cinayetlerinde insanların sayılara indirgenmesini, cinayetlerin sıradanlaşmasınıizliyoruz. Her an bir kez daha gerçekleşebileceğini bildiğimiz bu olaylar karşısında yas tutmakla yetiniyor ve dostlarımızıtoprağa uğurluyoruz. Bizler sessizleşirken, sermaye ve sınıf arasındaki daimi savaşta sermaye arkasında bir enkaz bırakarak geçiyor. Ve bu savaş, her geçen gün, bizlerin safını daha da belirgin kılıyor. İşte tam da bu noktada, Flormar direnişi bizlere bu safı seçme konusunda çağrı yapıyor.

Ya koca ordusuyla Thermofili’de yıkım yaratan Xerxes’in ya da dar bir geçitte günlerce örgütlü olarak direnen Leonidas’ın safında yer alacağız. Günün sonunda Leonidas ve yoldaşları gibi kaybedebiliriz. Ne var ki, kendimize sormamız gereken asıl soru; yoldaşlığın sınandığı bu kavga meydanında savaşmadan kaybetmeye razı mıyız?

İlgili Haberler