Bir intiharın ardından

BİR İNTİHARIN ARDINDAN

Emine Akçay
İsmail Devrim
Ve bu düzenin öldüklerinde dahi isimlerini hatırlamadığı insanlara ithafen…

 

 

Yıl:2012

“Adana’da eşi bir yıla aşkın süre işsiz kalan ve ev kirasını 8 aydır ödeyemeyen 26 yaşındaki Emine Akçay, çocuklarının üşüdüğünü görünce cebindeki son parayla odun almaya gitti. O kadar az parası vardı ki oduncu ‘Bacım bu paraya odun mu olur’ dedi. Ama anne Emine Akçay ısrar etti, bir çuval odunu alıp eve geldi. Odunlar ıslandığı için yanmadı. Lastik parçalarını tutuşturmaya çalıştı; olmadı. Emine Akçay, çocuklarının ısınması için çalıştırdığı saç kurutma makinesini küçük oğluna verdi. Daha sonra diğer odaya gidip, tavandaki salıncak demirine ip bağlayarak, kendini astı.”(1)

 

 

Yıl:2018

“Kocaeli’nde bir baba, lise bire giden çocuğunun okulun istediği pantolonu olmadığı için eve gönderilmesini gururuna yediremedi. Bunalıma giren çaresiz baba, eşine “Çocuklarıma bakamıyorsam, çocuğuma bir pantolon alamıyorsam niye yaşıyorum ki” dedi ve evinin banyosunda kendini asarak intihar etti.”(2)

 

 

Emine Akçay’ın arkasından bu kadar çok açıklama yapılmış mıydı, hatırlamıyorum. Fakat, İsmail Devrim’in ölümünden sonra birçok açıklama yapıldı. Özellikle okul müdürü, İlçe Milli Eğitim Müdürü, Valilik ve Savcılık durumun üzerini kapatmak için adeta yarıştılar. Yine de milyonlarcasının temsilinde bütün çıplaklığıyla bir ölü yatıyor bin odalı sarayların ülkesinde.

Okul müdürü kimseyi okuldan geri çevirmediğini ve talep olsaydı okul kıyafetlerini kendilerinin karşılayabileceğini söyleyen bir açıklama yaptı. Hemen arkasından İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü konunun soruşturulduğunu ve okul müdürünün açıklamalarını teyit eden kamera kayıtlarının olduğunu soruşturma neticesinde gerekenin yapılacağını söyledi. Valilik ise yapılan haberlerin gerçekliği yansıtmadığını ve olay sebebinin psikolojik nedenlere dayandığını söyleyen bir açıklama yaptı. Bütün bunların üzerine Savcılık ise trafik kazası geçirdikten sonra çalışamayarak bunalıma giren bir kişinin intihar ettiğini, olayların söylendiği gibi pantolon meselesi olmadığını ve soruşturmanın devam ettiğini söyleyen açıklaması ile konuyu kendince bitirdi.

Yoksulluktan dolayı intihar eden bir kişinin, onun yoksulluktan dolayı intihar ettiğini söylememek için konu sadece pantolon olayına indirgenmiş oldu.

Halbuki, çok açıktır ki, ortada çalışma gücünden mahrum kaldıktan sonra daha fazla yoksullaşan bir kişinin geçinemeyerek intihar etmesi var. Yine çok açıktır ki, bu kişi sizin ifşa edilerek yapılmış sosyal yardımlarınızdan bağımsız olarak emek gücünü yitirdiğini ve yoksullaştığını ve işgücü piyasası içerisinde bir daha eski emek gücünde iş yapamayacağını, evini geçindiremeyeceğini düşündüğü için intihar ediyor.

Konuyu inatla “psikolojik” yani kişisel bir vaka olarak tartışmak isteyen bütün kurumlar yoksulluğun çıplak ve ölü bedeninden korkmaktadır. Çünkü “tüm toplumu kesen bir deneyim olarak yoksulluğun sınıfsal içeriğine kayıtsız bir maddi hayat algısı”(3) yaratılamazsa, yoksulluk siyaset dışına itilemezse, yoksulluk kişisel bir probleme indirgenemezse, yoksulluk yönetilemezse o zaman yoksulların sayısı önem kazanmaz mı? O zaman yoksulların ortak deneyimlerinden çıkan taleplerin birliği önem kazanmaz mı? O zaman yoksulların ortak deneyimlerinin kaynağını sorguladıkları bir tablo oluşmaz mı?

Oluşabilir değil mi? Eğer yoksulluk siyaset dışına atılamazsa, eğer yoksulluk kişisel sorunlara indirgenemezse, eğer yoksulluk yönetilemezse o zaman yoksullar ortak deneyimlerinin kaynağı olarak sınıfsal farkındalıklarını daha hızlı geliştirebilirler değil mi? Bu yüzden devletin bütün kurumları kapitalist bir düzende emek gücünün yeniden üretimini sağlarken “ibretlik”, “başarısız” bir hayat hikayesi olarak sunduğu ve bir yandan da yedek işgücü olarak tuttuğu yoksulları politize etmemeli, onları siyaset içerisine sokmamalıdır.

Bu yoksullar, üçüncü havalimanındaki işçiler gibi çalışan yoksullar olsa dahi onların ortak deneyim geliştirmesindeki bütün bağlantıların önüne geçecek bahaneler bulmalı devlet kurumları. Çünkü tarihsel olarak her zaman bunu yapmıştır.

Her gün ölüm kalım şartlarında çalışan yoksullar ya da buna bile razı olacak şekilde iş arayan ama işten mahrum bırakılan yoksulların ölümleri bir an önce siyaset dışına itilmelidir. Çünkü, ölülerin dirilerden çalacağı günler yakındır.

1-http://www.hurriyet.com.tr/gundem/cocuklari-usumesin-diye-sac-kurutma-makinesini-calistirdi-yan-odaya-gecti-ve-20132171

2-http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1090174/Ogluna_pantolon_alamadi__canina_kiydi.html

3-Metin Özuğurlu’dan aktaran Denizcan Kutlu, “Birikim,Emek Gücünün Yeniden Üretiminin Ücretdışılaştırılması Ve Sosyal Yardım: Kuramsal Bir Model Denemesi”, Mülkiye Dergisi 42(1)(2018): 51

İlgili Haberler