Bir yıldönümü hediyesi

18 Aralık 2012 yalnızca gençlik açısından değil Türkiye’nin tamamı için de önemli bir dönüm noktası anlamına gelmişti. Tekel İşçileri’nin mücadelesinin, YGS eylemlerinin boşuna olmadığını bir kez daha kanıtlamakla kalmadı, Gezi’nin ve Haziran Direnişi’nin de habercisi oldu.

Eğer bir kuşaktan söz edilecekse, Türkiye’de gençliğin bu yakıştırmayı hak ettiğini kanıtladığı bir gün olarak tarihte yerini aldı aralık ayının on sekizinci günü. O gün ODTÜ’de Tayyip Erdoğan’ı “karşılayan” bizler, üniversiteden kovduk diyebilme hakkını elde etmiş olduk.

Nostalji peşinde değiliz. Aksine, sıranın memlekette olduğunu iddia ediyoruz.[1]

İşte Genç Gazete bu iddianın yayıncılık konusunda da alanını genişletme arayışını temsil ediyor. Bu yüzden heyecanımız mazur görülsün. En az iki yıl önceki kadar önemli bir adım attığımıza ve Genç Gazete’nin Türkiye’de geleceği kurma iddiasındaki gençler açısından paha biçilemez bir yıldönümü hediyesi olduğuna inanıyoruz.

İstemediklerimiz belli. Peki ne istiyoruz?

Başladığımız referansla devam edelim. ODTÜ Ayakta eylemleri ile birlikte gençliğin en geniş kesimleri mücadeleye hazır olduğunu ilan etmiş oldu. Devam eden süreç Üniversite Kongresi ile taçlandı. Kongre, Türkiye’de solun alışık olduğunun ötesinde bir özelliğe sahipti. Bilmeyenler için garip kaçacak ama Üniversite Kongresi alışılmışın ötesindeydi, çünkü iddialıydı. Gençlik sözünü söylüyor üst başlığı, ne istemediğini dünya aleme duyurmuş olan gençliğin ne istediğini daha yüksek perdeden dillendirmesi gerekliliğine, üniversitelerde üretkenliğe vurgu yapılmış olması kuşkusuz Genç Gazete’nin de temellerini oluşturuyor.

Şimdiden söyleyelim. Ülkeye dair iddialarımızı savunurken, ürkek ve ortalamacı tavır bizden hep uzak oldu. Rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu açıdan değişen bir şey olmayacak. Gençlik sözünü söyleyecek. Utanmadan, sıkılmadan… Liberalin, faşistin, takiyecinin, gericinin, hırsızın sözüne ve küfrüne aldırmadan… Aksine her saldırıyla daha da bilenerek, daha bir gür sesle söyleyeceğiz sözümüzü.[2]

Sözümüzü söylemek bir anlamıyla da doğruda durmak, durmakla yetinmemek, doğruları güncel mücadelede büyütmek anlamına geliyor. Örneğin, AKP cemaate operasyon çektiğinde meseleyi enine boyuna tartışmaktan, konum almaktan çekinmeyeceğiz. Mücadele kanalının nereyi işaret etmesi gerektiği, ideolojik ve siyasi mücadele noktalarında hangi yöne doğru hamle yapılması gerektiğini hep birlikte tartışacağız.

Üretim, her yerde her alanda üretim

Gençliğin üretiminin önemli ve değerli olduğunu vurgulamıştık. Bir yanıyla, okumuş insanın emekçi halkına karşı sorumluluğu bir yanıyla da “ne istediğimizin” en somut göstergesi olarak görmemiz etkili oldu bu vurguda. Genç Gazete, bu açıdan da önemli bir araç olarak görülmeli.

Üniversitelerde ve liselerde yapılan üretimleri tüm topluma sunulabilmek, aynı zamanda da üretimde bulunmayı teşvik etmek için paha biçilmez bir olanak Genç Gazete. Para veya kariyer için değil; gerçekten bilim, kültür ve sanat için çabalayan kulüpler ve topluluklar sesini çok daha kolay duyurabilecek, üretimlerini sergilemek için bütünlüklü bir mecraya sahip olacak.

Eğer habercilik yapıyorsanız, üretim aynı zamanda mücadele anlamına da geliyor. Gençlik, yalnızca olanı biteni haberleştirmekle yetinmeyecek. Aynı zamanda haber de üretecek. Haber üretmeyi ise tabi ki iktidar medyasından öğrenip yalancılık yapacak değiliz.

Peki nasıl mı olacak? Yalan söylemeden, uydurmadan nasıl mı haber üreteceğiz?

Yanıtımız basit: Mücadele edeceğiz.

AKP karanlığına karşı, eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyüteceğiz.

Kampüs kampüs, okul okul, sokak sokak mücadeleyi yükseltecek ve haberleştireceğiz.

Belki de iki yıl daha geçtikten sonra tekrar geriye dönüp bakacak ve ülkenin gerici AKP iktidarından kurtuluşunda gençliğin oynamış olacağı rolden duyduğumuz gururu anlatacağız.

Yeni hedefler, yeni misyonlar, yeni iddialar belirlemeyi eksik etmeden…

Hepimize kolay gelsin.

==================================

[1] Bu iddianın bir başka ayağı da yakın zamanda gericiliğe ve faşizme karşı yola çıkan Birleşik Harizan Hareketi. Yine tarihe nazire yaparcasına, bugün ODTÜ’de ilk büyük forumu yapılacak HAZİRAN’ın. ODTÜ öğrencileri, işçileri ve akademisyenleri 17.45’te Necdet Bulut Amfisi(U3)’te olacağız. Bekleriz.

[2] Üniversitelerde liberalizmin bitme noktasına geldiği gerçeği ile uzun yıllar liberalizmin kalesi olarak görülen Boğaziçi Üniversitesi’nde ilk defa karşılaşan garip bir güruhu bu aralar ilginç bir panik sardı. Yetmez ama evet rezilliğinden sonra “off” moduna geçtiklerinden olsa gerek aradan geçen yılları hatırlamıyorlar. O kadar ki, meseleden Kürt ve Ermeni düşmanlığı çıkarmayı bile becerebildiler. Kitabı için PR çalışması yapan yazarın, ceketine çamur sıçramasından korkarak üniversiteye gel(e)memesi bir anda gençlerin faşistliği oluverdi.

Bugün Orta Doğu’daki kan gölünde pay sahibi bir tetikçinin Nazım Hikmet’i anlatmasını Nobel Ödülü hatırına hoş karşılamayacağımız sanırım anlaşılmıştır. Daha da ileri gitmekten çekinmeyecek, Orhan Pamuk’un romancılığına dil uzatma densizliğini(!) de göstereceğiz.

 

İlgili Haberler