Çetenin istediği oldu

Ercan Bölükbaşı

31 Mart seçimlerinin üzerinden bir aydan fazla süre geçmesine rağmen devam eden tartışma bugün farklı bir boyuta taşınmış oldu. AKP uzun bir kararsızlık döneminin ardından sonunda kararını verdi ve seçimlerin yenileneceğini önce genel başkanı üzerinden ilan etti. Bugün de “resmi prosedürlerin” yerine getirilmesini sağladı. YSK’yı anmaya ise gerek bile yok. Kendi atadığı sandık başkanları üzerinden seçim iptal eden, aynı başkanların ilgilendiği sandıklardaki diğer oyları geçerli sayarak bunu yapan bir kurulun gerçekten var olduğunu iddia etmek için metafizik bir alana girmemiz gerekir.

Doğru bir değerlendirme şu olacaktır. AKP klasik olduğu üzere Anadolu Ajansı üzerinden manipülasyon yaptı, manipülasyon tutmayınca ve sonuçta geride çıkınca şaşırdı, afalladı. Karar vermek için süre kazanmak amacı ile mazbatayı geciktirdi. Sonrasında tüm olasılıklara baktı, atılması gereken adımları attı. Kâr-zarar hesabını yaptı, rant tehlikeye girince etrafından kaçışanları gördü, Türkiye ittifakı sloganına gelen tepkileri değerlendirdi, belediyelerin yetkilerini kısıtlamak dahil tüm opsiyonları tarttı ve kararını verdi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra da ilan etti(rdi).

Aslında bu, AKP’nin kaybettikten sonra yenilenmesini sağladığı ilk seçim değil. 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimde de AKP önce kaybetmiş, sonra erken seçime giderek meclis çoğunluğunu yeniden kazanmıştı. Elbette bu sürece baskı ve katliamlar eşlik etmişti. İktidar vaatlerle ikna edemediklerini, sopayla ve güç gösterisi ile ikna etmeyi ve etrafında toplamayı başarmıştı. Özellikle seçim döneminde artan ve sonrasında da süren saldırgan tutum, Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı ile birlikte düşünüldüğünde benzer bir sürecin planlandığı konusunda çokça verinin birikmiş olduğu görülüyor.

Bugün öne çıkan başka bir gelişme ise dört gün önce Öcalan’la görüşen avukat grubunun nedense görüşüldüğünü bugün açıklaması ve Öcalan’ın ağzından yeni bir çözüm önerisinin kamuoyuna sunulması oldu. Elbette görüşme gerçekten de yalnızca açlık grevlerinin bitirilmesi için yapılmış olabilir ve açıklama devlet onayından geçmesi için bekletilmiş de olabilir. Ancak açıklamanın içeriği farklı anlamayı pek de mümkün kılmayacak bir biçimde Öcalan kanadının yeniden masaya oturmaya ve anlaşmaya hazır olduğunu gösteriyor. Bu açıklama hiçbir şeyi kanıtlamıyorsa bile yenilenecek bir seçim sürecinde AKP’nin başka bir opsiyona daha sahip olduğunu gösteriyor.

Olasılıklar saymakla bitmez, birbirini çeliyor gibi görünen bu iki seçeneğin öne çıktığını ifade etmekle yetinelim şimdilik. Elbette kahin değiliz, AKP kulislerinden de haber almıyoruz. Dolayısıyla tahminler buraya kadar. Buradan sonrasını ne yapmak gerektiği konusuna ayırmamız gerekiyor.

Doğaldır ki böyle bir hukuksuzluğun sonucunda akla ilk gelen ihtimal boykot olacaktır. Doğrusu, tüm kurallarını AKP’nin koyduğu ve AKP’nin kaybetmesinin tekrarlanma sebebi olduğu bu seçimleri bir bütün olarak boykot etmektir gerçekten de. Bu geçmiş seçimlerin de meşru olmadığını, AKP’nin herhangi bir hukuki dayanağı olmadan iktidarı gasp ettiğinin ilanı anlamına da gelir ve başka bir mücadele anlayışını ve iddiayı gerektirir. Ne yazık ki Türkiye’de böyle bir iddiayı gerçek anlamda hayata geçirebilecek, hem AKP’yi sandıklarda yalnız bırakıp hem de kendi alternatifini örgütleyebilecek bir güç yok. Bu durumda boykotun doğru olduğunu söylemekle yetinmek zorundayız. Çünkü seçim öncesinde de ifade ettiğimiz gibi başka ve devrimci bir iddiaya sahip olmak bir yana, muhalefet AKP’nin çizdiği siyasal sınırların içine kendini hapsetmiş durumda. Düzen içi muhalefetten bu sınırların dışına çıkmasını istemek bir temenniden öteye geçmeyecektir. Muhalefet tekrarlanan seçimlere girerken kendi boykotunu örgütlemeye çalışmanın ise karşılığı olmayacağı gibi, bir çete olan AKP’den bir an önce kurtulmak isteyen kitleleri doğrudan karşıya almak gibi politik bir yanlış olacağı da not edilmelidir.

Toplumun düzen içi muhalefet eliyle AKP’nin siyaset tarzına onay verir hale getirilmesi başka bir şeydir, bir çete olarak AKP’ye karşı mücadele etme kararlığını sürdürmesi ise başka bir şeydir. Bu çeteye karşı verilen halk mücadelesi kesinlikle karşıya alınmamalı, çeteye karşı mücadeleyi çetenin taşıdığı zihniyete karşı verilecek örgütlü ve bütünlüklü mücadelenin parçası haline getirmek hedeflenmelidir. Ancak bu hedefe ulaşıldığı takdirde boykot dahil her türlü düzen dışı çıkış etkili ve dönüştürücü bir etkiye sahip olabilecektir.

Bu çetenin tamamen ortadan kaldırılması için seçimlerin yetmediği ve yetmeyeceği ortada. Bu çeteyi ülkemizden söküp atmak için mücadelemizi sürdürüyoruz ve sürdüreceğiz. Bugün ise bu hukuksuzluk karşısında net bir tavır alınması birincil derecede önem taşıyor.

İlgili Haberler