CHP’nin krizi: Suçlu kim?

Ercan Bölükbaşı

Normal takvime göre 31 Mart’tan itibaren uzunca bir süre seçimlerin olmayacağı bir döneme gireceğiz. Türkiye’de bu işlerin belli olmayacağı, önümüze bir anda yeni bir referandumun ya da erken seçimin gelebileceği de söylenebilir elbette. Ancak böyle bir durumun oluşacağını gösteren herhangi bir ibare henüz yok. Dolayısıyla önümüzdeki seçimlerin muhalefet tarafından ciddiye alınması, ona göre hazırlık yapılması beklenirdi. Son dönemde yaşananlar durumun beklentiyi pek de karşılamadığını açıkça gösteriyor.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun dün gece istifa etmesi, sabaha karşı ise istifasını geri çekmesi hazırlıksızlığın boyutunu göstermesi açısından da önemli. Kaftancıoğlu neden istifa etti, sonra neden bu kararından vazgeçti bilmiyoruz, açıkçası pek de ilgilenmiyoruz. Ancak iktidar her yönüyle seçimlere hazırken, en büyük muhalefet partisinin tarihi beş yıl önceden belli olan bir yerel seçime neden hazırlıksız “yakalandığını” tartışmak faydalı olacaktır.

Önce bir fotoğrafa bakalım. CHP seçimlere İYİP ile ittifak halinde hazırlanıyor, adaylar birlikte belirleniyor. CHP’nin İstanbul adayı uzunca bir zamandır belli. Buraya kadar herhangi bir tartışma yok. Ankara biraz tartışıldı ama kısa sürdü. İzmir’de büyük kavgalar koptu. Şişli’de Sarıgül aday gösterilmeyince istifa etti, DSP’den gireceği konuşuluyor. İstanbul’un CHP’de olan ilçeleri ise CHP örgütü ile yönetiminin en hafif tabiri ile arasını açtı.

Bu bilgilerle kriz yaratma güçleri açısından şu şekilde bir denklem oluşturursak sanırım itiraz eden pek çıkmaz:

Şişli B > CHP’deki Şişli harici ilçeler > İzmir BŞB > Ankara BŞB > İstanbul BŞB > İYİP İttifakı

Şimdi kendimize soralım. Sahi bu seçimler neden önemliydi? AKP rejimi değiştiriken son bir şans diyenler var. Ekonomideki çıkmazlar seçime yansıyacak, halk yoksullaşmanın cezasını kesecek denebilir. Saraya endeksli siyasette yerelde açılacak bir gedik, merkezde AKP için sonun başlangıcını işaret edebilir. Sol fikirlerin seçimlere damga vurması, sağın hakimiyetinin sorgulanmasına yol açacak… Devam etmeyelim. Duymaktan sıkıldık, yazmak ise artık acı veriyor. İsteyen kendi bahanesini üç noktanın olduğu yere yerleştirebilir.

Tüm gerekçeleri sıraladıysak denkleme geri dönelim. Sizce hangi gerekçe ile bu krizlerin etkisi arasında birebir bağlantı kurabiliriz? Biz kuramıyoruz. Öyleyse koşulları biraz gevşetelim. Birebir karşılamasına gerek yok, ilişkili olsun yeter desek peki? Maalesef, en ufak bir bağlantı kuramıyoruz. Çünkü yaşananların, verilen kararların kriz yaratma güçleri ile idelojik ve siyasal önemi arasında herhangi bir ilişki yok. Çünkü, CHP’nin böyle bir derdi yok. Hiç olmadı, ona bu misyonlar yüklenmeye devam edildikçe CHP böyle bir derdinin olmadığı her seçimde inat gibi daha fazla göze soktu.

Üretilen gerekçeleri bir yana bırakalım ve kendimize karşı dürüst olalım. Siyasal, ideolojik herhangi bir tartışmanın olmadığı yerde göreceğimiz bağlantı yalnızca rant olacaktır. CHP içerisinde farklı grupların, kliklerin yer aldığı; bu anlamda bir blok olmadığını herkes biliyor. Ve seçimlerde kişiler üzerinden dönen tartışmalar bir kez daha gösteriyor ki, bu grupların tek derdi rantı kimlerin bölüşeceği. O yüzden merkezdeki ittifak; kazanılması pek de mümkün görülmeyen İstanbul dert olmuyor da, zaten CHP’de olan yerler büyük kavga konusu oluyor. Yani aslında hazırlıksızlık yakalanma falan yok, tam da hazırlanılmış olunan kavga gerçekleşiyor: Rant kavgası.

Ülkesine dair biraz beklentisi, umudu olan herkesin midesini bulandıran bir muhalefet var. İster istemez şu soru aklımıza geliyor: Suçlu kim?

Suçlu yıllardır AKP’den farklı hiçbir politik önermesi olmayan CHP mi? Yoksa sağa ve sağcılığa olan ilgisi pek de yeni sayılmayacak olan Kılıçdaroğlu mu? Ya da örneğin Sarıgül’ün en kibar ifade ile “ekmeğinin peşinde” olduğunu şimdi mi öğrendik? Sanmıyoruz.

Klişe görülebilir ama olsun, sorun değişmiyorsa ve hatalar tekrarlanıyorsa tespitin de aynı kalmasında sakınca yok. Suç hala CHP’ye umut bağlamakta ısrar edende. Suç, devrimci bir alternatifi inşa etmeye girişmek yerine, sanki varmış gibi davrananlarda.

Yok arkadaş ben emek vermeden, önüme gelen sandığa oyu basar kurtarırım memleketi diyorsanız hala, sizin için de çözüm var. Ampullü AKP uzun zamandır vardı, üç hilalli AKP’ye çabuk alıştınız. Yapacak bir şey yok, altı oklu AKP’ye de alışacaksınız.

Alışmak istemeyenler ise AKP’nin bu seçimleri çoktan kazandığını fark edip sonrasına, CHP’nin ve başka düzen partilerinin ufkunun çok ötesine bakmayı deneyecek. Umut orada. Kendisini inşa etmeye ve güçlenmeye çoktan başladı.

İlgili Haberler