Cinsiyetçi dilin siyasete izdüşümü

Son zamanlarda bir cinsiyetçi dil tartışması almış başını gidiyor. Eksiğiyle gediğiyle bu tartışmanın hepimiz açısından olumlu olduğu bir gerçek. Peki bu tartışmayı neresinden tutmak gerek? Cinsiyetçi bir dil kullanmamak kadınlara karşı bir kibarlık, bir sorumluluk, yerine getirilmesi gerekilen bir görev olarak mı ele alınmalı yoksa bu tartışmanın sadece kadın sorununda değil Türkiye siyasetinde bir izdüşümü var mıdır? Yeni kültür ve yeni üniversite tartışmalarında oturduğu nokta nedir? “Ağzına biber sürerim.” gibi bir yasaklama tarzıyla aşılır mı yoksa önemli olan arkasındaki mantığı tartıştırmak mı? Bu konularda bir akıl ortaklığına ihtiyaç var.
2015 Türkiyesi’nde (Hatta artık 2016) devrimci siyaset yürütecek insanların, hele ki üniversiteli devrimcilerin, değiştirme iradesine sahip bizlerin ağzında özellikle Haziran Direnişi’nden sonra cinsiyetçi söylemlere yer olmadığı bir gerçek. Zaten tartışmalar da buradan başlıyor.
Şu konuda hemfikir olmamız gerekiyor ki cinsiyetçilik tartışmaları artık sadece kadın sorunuyla ilgili tartışmaları aşmış, ve genel siyasetin önemli bir yerine oturmuştur. Artık cinsiyetçi söylemlerde bulunmamanın genel siyasetteki karşılığı her zamankinden fazladır. Dolayısıyla cinsiyetçi söylemler sadece ” Ülkede her gün daha fazla kadın öldürülüyor, başka başka üniversitelerden taciz haberleri gelip duruyor. Bu mesele hassaslaştı, şu lafları etmeyelim artık.” ekseninde ele alınırsa hem eksik kalacaktır hem de genel siyasete bir yansıması olmayacaktır. Peki kadın sorununun ve cinsiyetçiliğin genel siyasete izdüşümü derken kastedilen ne?
Bugün kadın dinamiğinin Türkiye’nin en önemli dinamiklerinden olduğu tartışılmayacak bir gerçek. Özellikle üniversitelerde genel siyaseti buradan yakalayan, buradan politize olan, önce bu alanda hassaslaşıp oradan muhalifleşen toplam çok kalabalık. Ve bu konuda şanslıyız çünkü AKP iktidarının en saklamadan yaptığı şeylerden biri kadın düşmanlığı. Örneğin kürt sorununda artık işlevsizleşmiş de olsa zamanında işine yarayan çözüm süreci gibi hamleler yapmış ve bir şekilde kendini maskelemeye çalışmıştı. Ya da özgürlükçülük başlığı her ne kadar Haziran Direnişi’nden sonra sol tarafından yeniden anlamlandırıldıysa da öncesine kadar AKP’nin bu alanda elini güçlendirecek yine aynı şekilde kendini maskeleyecek hamleleri, ideolojik saldırıları olmuştu. Kadın başlığındaysa AKP kadın düşmanlığını kesinlikle gizlemiyor. KADEM ya da çeşitli doğum izinleri gibi birkaç diğer alanlardaki kadar güçlü olmayan hamleleri olduysa da bunlar özellikle üniversiteli kadınlar üzerinde etki yaratamadı hatta AKP kadın kolları toplantıları ve eylemleri dalga konusu oldu. Dolayısıyla AKP’nin bu konuda takıntığı pervasızlık, kısa aralıklarla söyledikleri kadın düşmanı söylemler, kadın cinayetlerinde verilen skandal kararlar, üniversitelerdeki taciz olaylarında okul yönetimlerinin ortak kadın düşmanı tutumu hali hazırda büyük bir güç olan kadın dinamiğinin Türkiye siyasetindeki yerinin büyümesini kolaylaştırmış, aynı zamanda insanların kadın sorunundan politize olmasının,insanların buradan muhalifleşmesinin yolunu açmıştır. Gezi Parkı dendiğinde akla gelen ilk fotoğrafın “Kırmızılı kadın” olması ya da ilk gittiği eylem 8 Mart olup sonra 1 Mayısa da giden kadınlar bunun çok ufak örnekleridir.
Artık siyasette ve özellikle üniversitelerde cinsiyetçi söylemlere yer olmamasının sebebi de budur. Televizyon reklamlarında “kız gibi değil adam gibi yiyin.” ya da “kızarkadaşınıza ofsaytı anlatmış gibi mutlu olacaksınız.” tarzı söylemler varken kadınların değiştirme iradesi gösteren öznelerden bu söylemleri duymak istememesi çok normaldir aksi zaten bu iradenin gerçekliğini sorgulatacaktır. Ancak iş bununla bitmiyor tabi ki.
Bu dili yasaklamak ve sürekli söylemeyin söylemeyin demek ve bunu ardındaki cinsiyetçi mantığı tartıştırmadan yapmak hem bu konuda tehlikeli bir karşı tepki,bir antipati yaratabileceği için yanlış olacaktır hem de siyaseten işlevsiz kalacaktır işi bir ahlak tartışmasına çevirecektir. Gerçekçi olmayacağı ise zaten ortada. Gerçekçi olan yol bunu yeni kültür tartışmalarının bir parçası olarak görüp öyle tartışmak ve en azından asgari düzeyde okumasını yapmaktır. Ancak o zaman cinsiyetçi dili sağlıklı şekilde aşabilir ve siyaseten karşılığını yakalayabiliriz. Yoksa kadın gündemlerine ani refleksler veremedikten sonra, kadın eylemi ya da değil herhangi bir eylemde kadınlara öne çıkacak cesareti bağırıp çağıracak özgüveni veremedikten sonra kısacası bunun siyasi karşılığını öremedikten sonra cinsiyetçi dille yüzeysel bir hesaplaşma daha kısa sürebilir ancak hiçbir işlevi olmayacaktır.
Yapmamız gereken bunu yeni kültür mücadelemizin bir parçası olarak görmek, toplumsal cinsiyet rollerini oluruna bıraktığımız takdirde aşılmayacağını ve aşamadığımız takdirde yeni bir kültür yaratamayacağımızı unutmadan mücadele etmek. Yapmamız gereken cinsiyetçi dili tartışırken ardındaki mantığı kaçırmadan ve en önemlisi cinsiyetçi dile neden karşı çıktığımızı unutmadan bunun bugün Türkiye siyasetinde ve özellikle gençlik ile üniversitelerde kapladığı alanı unutmadan çabalamak. Aksini yapan siyaseten geri düşecektir.

İlgili Haberler