Çözülen ittifak ve tahmin oyunu

 

Saray merkezli kurulan ve 15 Temmuz sonrası döneme damgasını vuran ittifak bir süredir zorlanıyor. Son yaşanan kriz, yerel seçimlerde ittifaka bağlı hareket edilmeyeceğinin ilanı ile sonuçlandı. Hediye uçak meselesi, af gündemi ve son olarak da andımız tartışmaları bu ittifakın kamuoyu önünde yaşadığı gerilimler olarak kendini gösterse de ittifakın yaşadığı asıl krizin yaklaşan yerel seçimlerdeki paylaşıma ilişkin anlaşmazlık olduğu açık. Başka tartışmalar için uydurulmuş veya gerçek dışı demiyoruz elbette. Hatta eşeleme imkanımız olsa muhtemelen gerilime neden olan birçok farklı değişkene de ulaşırdık. Ancak, eldeki bilgilerle fazlasını iddia etmek olsa olsa spekülasyon olur. Şimdilik, kimin hangi belediyeyi yöneteceği ve hangi bütçelerden kendi yandaşlarını besleyeceği konusunun merkezde olduğunu vurgulamak yeterli.

Erdoğan ve Bahçeli, atışmalarının hemen ardından işbirliği olmayacağı ilanının yalnızca yerel seçimleri kapsadığını “cumhur ittifakı”nın süreceğini ifade etse de 5 ay boyunca rekabet edecek olmanın ittifakı şu an olduğundan çok daha kırılgan hale getireceğini görmek zor değil. Bu nedenle AKP’nin ve Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde hangi güçleri yanına çekmeye çalışacağı konusunda tahminler de yapılmaya başlandı. Tahminler yapılıyor yapılmasına da, karşı karşıya olduğumuz siyasi düzlem hiçbir ihtimali dışarıda bırakmaya yetmiyor ki. Açalım. Yerel seçimler sonuçlandıktan sonra MHP ile AKP’nin oluşacak yeni güç dengeleri ile tekrarpazarlık masasına oturmayacağını, sonuç olarak anlaşamayacağını hiç kimse garanti edemez. Ya da MHP içinde öne çıkmaya başladığı andan itibaren iktidar tarafından “FETÖ”cü olduğu iddia edilen ve şimdi yüzde onluk bir partinin başkanı olan Meral Akşener için, Erdoğan’ın ittifaklar konusunda yeni yıldızı olmasının mümkün olmadığı söylenemez.

Sağın ilkesizliğini, tükürdüğünü yalamak konusundaki midesizliğini biliyoruz da sol olarak değerlendirilen partilerin durumu farklı değil ki. Hadi Erdoğan’a daha bu işin en başında milletvekilliği ve başbakanlık yolunu açan Baykal’ın etkisi bitti diyelim, mevcut CHP liderliği farklı mı?Kılıçdaroğlu iktidar tarafından gelecek teklifi elinin tersi ile iter diyebilen var mı? Varsa 7 Haziran sonrasında Davutoğlu ile koalisyon konusunda anlaştığını, bu anlaşmayı Erdoğan’ın bozduğunu ve 1 Kasım’a giden planı uygulamaya koyduğunu hatırlatalım. Ya HDP? Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırıldığı ve İmralı’dan masaya oturun çağrısı geldiği koşulda bir dakika bile beklemeyeceğini hepimiz bal gibi de biliyoruz.

Erdoğan’ın bir siyaset tarzı olarak iktidarda olmayan unsurlardan bir ya da birkaçını yanına alarak diğerlerini ezdiğini, işi bitince de karşısındakilerden birisiyle anlaşarak daha önce yanında olana saldırdığını, bu döngünün bugüne kadar sürdüğünü biliyoruz. “Muhalefet”in AKP’nin kurduğu her oyuna koşarak katıldığını da… O halde tüm ihtimallerin masada olduğu, mevcut yaygınlığımız ve etki etme gücümüzle doğru öngörüde bulunmanın sadece şansa bağlı olduğu bu tahmin oyunundan uzak duralım ve kendi görevlerimize odaklanalım. Öngörüler konusunda da bu görevlere ışık tutacak olgulara odaklanmayı tercih edelim.

Düzen siyasetinin ilkeleri yok, topluma sadece vaat olarak sunabileceği şeyler bile her geçen gün azalıyor. Bu durumun düzen dışı arayışların toplumdaki etkisini kendi kendine artırmasını beklemek yanlış olur elbette. Beklediğimiz reaksiyon, FKF’nin 24 Haziran sonrası sahte umutlar olarak ifade ettiği ve dikkat çektiği yaygaranın yeniden başlamasıdır. “AdamKazandı” Muharrem İnce, MHP eskisi Mansur Yavaş, yetmez ama evetçiler ya da yeni pazarlanacak isimler karşımıza muhalefet veya sol diye çıkarılacak; umut olarak gösterilecek. Elde bir strateji, gerçekçi bir plan ve bunları harekete geçirecek bir kuvvet olmadığı için de açık ki bu olasılıklar “bakın bu son şansımız” denilerek kabullenilecek. Seçim sonrasına kalacak olan ise elbette küfür, kıyamet, ümitsizlik…

Bir süredir eleştirdiğimiz sahte umutlara balıklama atlayan ya da bunlara karşı yapılan uyarıları siyasetin yerine ikame eden anlayışlardan uzak, gerçekçi bir yol çizmemiz gerekiyor. İlkesiz düzen siyasetinin vaat vermekte bile zorlanacağını söylemiştik. Bu duruma müdahalemizin iki boyutu olması gerekiyor. Birincisi stratejik hedeflerimizi beslemesi ve yeni bir düzen kurma arayışımızı güçlendirmesidir. İkincisi ise AKP’nin yarattığı tahribatın geriletilmesi ve nihayetinde ortadan kaldırılmasıdır. Yeni bir düzen kurma arayışının güçlendirilmesi ise bir yandan örgütlü siyasi pratiğin içinde olan ancak hayalleri, beklentileri ve ürettiği değerler mevcut düzene sığmayan insanların sayısının ve niteliğinin artması, yani bir aydın kuşağı yaratılması ile mümkün. Sonuç olarak, cumhuriyetçi toplumsallığın içinde yer alan devrimci cumhuriyet çizgisini sivriltecek ve bir işçi sınıfı devrimine öncülük etmeye hazırlayacak aydın kuşağının inşa edilmesi; bu inşanın AKP’yi geriletecek ve nihayetinde yıkacak siyasi pratiğin örgütlenmesi ile iç içe yürütülmesi şarttır diyoruz. Yerel seçimlerde izlenecek politikalara da, yaklaşan 29 Ekim’e ve olası diğer gündemlere ilişkin müdahalelere de bu gözle bakmayı tercih ediyoruz.

 

İlgili Haberler