Fransa eylemleri ne gösteriyor?

Devrim Çetinocak

Fransa’da yapılan petrol zamlarının etkisiyle ortaya çıkan büyük kendiliğinden hareket, Türkiye solunda da ciddi bir yankı buldu.

Tartışma yarattı yerine yankı buldu dememiz bilinçli bir tercih. Sosyal medyaya şöyle bir göz atanlar, Fransa konusunda aşağı yukarı benzer bir analizin solun bütünü tarafından paylaşıldığını hızlıca saptayacaktır. Bu saptamanın hemen ardından ise bu benzer bakışa sahip kişilerin kimliği belirsiz kimi başka solcuların nerede ortaya atıldığı belirli olmayan fikirleriyle ateşli polemiklere giriştiğini görebilecektir.

Böylesi bir durum tarafları ve konusu belirli bir tartışmadan çok, boşlukla kendisini daha da güçlendiren bir yankıyı andırmaktadır.

Genel tabloya bakıldığında Türkiye solunun ana omurgasının şu ifade üzerinden ortaklaşabileceği söylenebilir: Eylemcilerin bir kısmının radikal sağ partilerin tabanını oluşturmasına, örgütlü faşist güçlerin eylemlere yön vermeye yönelik çabasına karşın oluşan tepkisellik temelde neoliberalizm karşıtı bir karaktere sahiptir ve bu anlamda ortada sosyalistlerin de müdahale etmesi gereken/edebileceği bir tablo vardır, eylemcilerin ortaya koyduğu talepler listesi de bu durumu göstermektedir.

 İşin daha da ilginci yukarıdaki genel geçer sözlerin ötesine geçen ciddi bir değerlendirmeye rastlanamaması.

Bu sığ ortam içeriksiz polemikler üretmek için ideal. Sosyal medyada birileri sağın varlığını gerekçe göstererek eylemlere destek vermemekle suçladığı hayali karakterler yaratabilirken, işi daha da ileriye götüren başkaları ise Fransa’ya odaklanıp üçüncü havalimanı işçilerini görmezden gelen sosyalist gruplarla kora kor bir polemiğe girişebiliyor. İşin kötüsü bu delilik hali solun belirli bir bölmesi ile de sınırlı değildir.

Bu görüntünün bir nedeni sosyal medyanın her kesim için vasatı öne çıkarma eğiliminde olması. Bir diğer neden ise sosyalist solda bir süredir hakim olan her tartışmayı bir turnusol olarak görme eğilimi.

Buraya kadar yazdıklarımızdan anlaşılabileceği üzere, biz Fransa’daki son gelişmeler karşısındaki tutumun Türkiye sosyalist hareketi açısından bir turnusol işlevi gördüğü kanısında değiliz.

Bununla birlikte Fransa’daki gelişmelerin neoliberalizmin içerisine girdiği tıkanmaya karşı geliştirilmesi gereken devrimci siyaset için önemli bir tartışma zemini sunduğunu düşünüyoruz.

İlk olarak Fransa’daki gelişmeleri neoliberalizmin toplumun yoksul tabakaları üzerinden yarattığı tahribatın neden olduğu tepkiselliğin hem radikal sağ hem de ilerici güçler tarafından etkilenebileceğini/yönlendirebileceğini tek ve somut bir siyasi süreçte göstermesi anlamıyla önemli bir örnek teşkil ediyor. Özellikle ortaya çıkan 42 maddelik talep metni, bu iki etkinin birbiriyle mücadele halinde olarak aynı anda varlığını koruyarak harekete renk çalabildiğini gösteriyor. Bu anlamıyla kitlesel hareketlere öncülük etmenin süreç öncesi bir sterilizasyona değil, mücadele içerisinde bozucu ideolojileri yere sermeye (bazen kelimenin gerçek anlamıyla!) dayanması gerektiği Fransa örneğiyle bir kez daha görülüyor. (1)

İkinci olarak, Fransa’daki eylemlerin sağın etkisi altında başlamasına karşın solun müdahalesinin bir ölçüde karşılık bulması bir gerçekle artık yüzleşme gerekliliğini ortaya koyuyor: Sağ yükselişin (ya da Türkiye solunun kullanmayı sevdiği haliyle neofaşizmin) karşısına kimlikçiliği temel alan bir demokrasi söylemiyle çıkmak sorunun kökenlerini yanlış ortaya koyduğu ölçüde ancak ve ancak başarısızlığı önsel olarak garanti altına alıyor. Ancak, radikal sağa olan yönelimin kökeninde neoliberalizmin yarattığı ekonomik tahribatın yarattığı öfkenin ve bu öfkeyi sınıfsal olmayan hedeflere yönlendiren hareketlerin olduğunu saptamamız halinde denklemi doğru kurmamız mümkün. Bu bir kez saptandıktan sonra, sosyalistlerin geniş halk kesimlerinin neoliberalizm karşıtı talep ve beklentilerini siyasal alanda ifade etme çabası ile radikal sağın neoliberalizm karşıtlığının içi boş karakterinin teşhirini birlikte yürütmesi mümkün.

Zamanın ruhunu doğru anlamak devrimciler açısından kritik bir önem taşıyor: Önümüzdeki dönemin belirleyici sorunu liberallerle faşizm tehdidine karşı kim daha iyi mücadele edebilir yarışına girmekten çok, sağ popülizmin ideolojik ve siyasal etkisini kırarak geniş halk kitleleri içerisinde güç kazanmak ve neoliberalizmin karşısındaki ter gerçek alternatifin sosyalizm olduğunu göstermek olacak.

Fransa’daki son süreç, ABD’de Sanders’ın yarattığı etki ve Corbyn önderliğindeki İngiliz İşçi Partisi’nin yükselişi ile birlikte ele alındığında neoliberalizmin ve sağ yükselişin karşısında solun gerçek bir alternatif olarak sahneye çıkabileceğini gösteriyor.

  • Türkiye sosyalist hareketinde varlığını sürdüren kavram ve kategorileri birbiri yerine kullanma alışkanlığını göz önünde bulundurarak dipnotta da olsa şu uyarıyı yapmayı gerekli görüyoruz: Sterilliği süreç içerisinde sağlama konusunda kitle hareketlerine öncülük ederken sergilediğimiz cevvaliyetin örgütlü ve farklı programlara sahip öznelerle ilişkiyi konu alan ittifaklar siyasetine doğrudan uzatılması halinde varılacak nokta ilkesizlik olacaktır.

 

İlgili Haberler