İTÜ’de çalışan yemekhane işçileri: “Burada ölmek çok kolay”

İstanbul Teknik Üniversitesi yemekhane işçileri uzun zamandır zorlu şartlar altında çalışıyor.  Birçok sorunla mücadele ettiklerini belirten işçiler aynı zamanda oldukça düşük maaşlarla çalışıyor. Yetkili olmadıkları işlerden dolayı bir çok iş kazasıyla karşılaşan yemekhane işçileri “İTÜ’de ölmek çok kolay” diyor.

Üniversite bünyesinde hizmet veren hastanelerde ve medikolarda ise hiç bir şekilde tedavi edilmediklerini belirten işçiler konuyla ilgili soru sorduklarında “sağlık personeline ödenen herhangi bir bütçe olmadığı” cevabıyla karşılaşıyorlar. Çalışma şartlarını ve neler yaşadıklarını Genç Gazete’ye anlatan işçiler “Taleplerimiz yerine gelmezse ne gerekiyorsa onu yapacağız” açıklamasında bulundu.

“14 sene öncesine dayalı taşeron sisteminden beri bu zorlu şartlarda çalışıyoruz”

Genç Gazete: Öncelikle iş yerinde yaşanan zorlu çalışma koşullarını bize anlatır mısınız, ne zamandan beri bu zorlu şartlarla karşı karşıya kalıyorsunuz ?

14 sene öncesine dayalı taşeron sisteminden beri bu zorlu şartlarda çalışıyoruz daha sonra KHK ile bizi kadroya aldılar. Emekli olan arkadaşlarımız gittiler onların yerine eleman almadılar ne oldu bu sefer 4 kişinin 5 kişinin yaptığı işi 2 kişiye yüklediler, artı insanların olmayan işleri insanlara yüklediler. Bu zorlu koşullar sürekli, biz mesela diyoruz ki “kardeşim neden adam almıyorsunuz? İşte “ödenek yok, sürekli adam alamıyoruz yeteri kadar bütçemiz yok” gibisinden bahanelerle bizi ertelediler. Ne oldu dolasıyla bunun sebebiyle, çeşitli arkadaşlarımızda meslek hastalığı oldu rahatsızlanan arkadaşlarımız oldu, artı raporları kayda almıyorlar. İnsan düşünsenize mesela 4 kişinin 5 kişinin yaptığı işi 2 kişinin yaptığını aşırı derecede yük biniyor. Bu ortalama mesela KHK’dan sonra daha fazla binmeye başladı. Taşeron zamanında insan eksikken taşeron insan gönderebiliyordu ama daha önce bizim sırtımızı sıvazladılar işte taşerondayken öyle böyle kendileri aldı, kendi bünyelerine geçtikten sonra insanlar bizimle hiç ilgilenmemeye başladılar, hani yaparsınız, ne oldu bundan dolayı başımıza amirler diktiler, öyle böyle, “hep ben yaparım, ben yaptırırım” modeli. Biraz da sesi çıkana zaten hemen hakaret ediyorlar, değişik yerlere sürüyorlar.

Biraz farklı olacak ama her birimize iş güvenliğiyle ilgili eğitim verdiler, taşeronda da vardı KHK’dan sonra da vardı, iş güvenliği bilmiyorum bana çok saçma geliyor. Neden saçma geliyor, sen bir işçiye askeri ücretin altında maaş ödersen o işçi sadece şeyi düşünür, işi falan düşünmez, “ben faturamı nasıl yatıracağım, çocuğumun masraflarını nasıl karşılayacağım, bugün eve nasıl para götüreceğim” sen istediğin kadar ona eğitim ver, o beyin almaz o eğitimi ve uygulayamaz çünkü kafası başka yerde olduğu zaman ne yapar, bu sefer ya kolunu kaptırır ya parmağını kaptırır ya bacağını kaptırır bir sakatlık mutlaka çıkar ki bunları yaşıyoruz. Benim bir ara parmağım neredeyse kopuyordu çünkü aklım başka yerde. Sen eğer iş güvenliği diyorsan bana paramı ver, biz 2020’nin kasım ayına kadar toplu sözleşme, iş sözleşmesini bekleyeceğiz ki maaşlarımız yükselsin yani bilmiyorum bana çok saçma geliyor.

Hem ücret az hem iş yükü fazla

Yani ben yine belirttim yine belirtiyorum bizim zorluk derecemiz Kredi Yurtlar Kurumu’ndan(KYK) sonra daha fazla oldu nedeni de yönetim aldı bizi kendi bünyesine geçtik emekli olan arkadaşlarımız yerine adam gelmedi,  giden daha önceki kadroluların yerine adam almadılar ne oldu bu sayede bütün işin yükünün hepsi tamamen mevcut kadronun üzerine bindirmeye başladılar. Mesela bizim sayımız her sene artıyor, ek kontenjanlar açıyorlar, öğrenci sayısı her sene artıyor, ama eleman alımı ne hikmetse yok yani ne oldu önceden bizim bulaşıkhanede biz 5 kişi çalışırken şimdi 2 kalmışız ne oldu taşıma sistemiyle bize adam veriyorlar bir tane adamla 3 kişi dönmeye çalışıyoruz. Yük tamamen KYK’dan sonra daha fazla bindi bize kendi bünyesine aldıktan sonra eminim bundan daha da ötesi yok taşerondayken bu kadar yük binmiyordu bize şimdi daha fazla yük biniyor hem ücret az hem yük fazla iş gücü fazla.

“Yetkili olmadığımız işler yaptırılıyor ve bunun sonucunda da iş kazası meydana geliyor”

Genç Gazete: Daha önce Sağlık, Kültür ve Spor dairesinin size kendi yükümlülüğünüzde olmayan işleri yaptırdığı hakkında söylemleriniz var. Biraz daha bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz?

Tabii, şimdi şöyle söyleyeyim her yıl verilen iş güvenliği toplantılarında kurulun kendi iş güvenliği hekimlerinin vermiş olduğu konuşmalarda “Kendi görev sahanızın dışında herhangi bir farklı işlerde uğraşmayın” diye bize söyleniyor. “Görev sahanızın dışında, yetkili olmadığınız işlere bulaşmayın, bu durumlarda suçlu siz olursunuz” denmesine rağmen ama içinde bulunduğunuz sistem, başımızdaki idari amirler bize işleyişin devam etmesi için sürekli baskı yapıyorlar. Bunun sonucunda da çeşitli iş kazaları oluştuğunda “Görev sahanın dışında olduğun için suçlu durumuna sen geliyorsun bu anlamda sesi çıkan arkadaşlar üzerinden bir nebze olsun o topu atabiliyor ama sesi çıkmayan arkadaşlar boyun büküyor.

Genç Gazete: Aranızda bu konuyla ilgili eklemek istediği olan var mı?

Mesela arkadaş kazan bulaşıkçısı, arkadaş meydancı arkadaşa şimdi diyor ki “Ben seni tabak bulaşığına alacağım” kendi işinin dışında tabak bulaşıkçısı değil bu adam meydancı. Meydancı olduğu için ne yapacak, aşçıların çalışma ortamını temizlemekle yükümlü bir arkadaş orayı silip süpürecek, çöplerini atacak ama ne yapıyor bu adama diyor ki “Kardeşim adam yok adam alamıyoruz işin işleyiş şekli var, işin dönemsi lazım o yüzden seni içeriye alacağım”. Alamazsın kardeşim bu adamın görev tanımı ne, meydancı. Artı mesela camcı arkadaşımızı bulaşığa alıyorlar, adamın görevi cam silmek adamı almışsın demişsin ki “Kardeşim benim adamım emekli oldu, birkaç ay beni idare et bu sene de gelmiş adamın yakasına yapışmış diyor ki “ Sen yıkayacaksın, yıkamıyorsan da gidip müdürle konuşacaksın”, arkadaşın da ihtiyacı var sıkıntılı bir süreç var, ne yapacak, müdüre söylese müdür diyecek ki “Bu binadan seni alıyorum başka binaya vereceğim”. Çekinen arkadaşlarımız var kendi işinin dışında yaptırmış olduğu işler var. Mesela geçmişti bizim arkadaşlarımızın çoğuna işleri olmadığı kanal da temizlettiler, Maçka’da baca akıyordu bacaları arkadaşlarımıza yaptırdılar giderlerde bir sürü sıkıntı yaşadılar, kendi işleri dışında bir sürü iş yaptırdılar.

“Üniversitenin logarını temizlediğimi biliyorum ben”

Üniversitede kendisine tanımlanan iş dışında üniversitenin logarını temizlediğini belirten bir diğer işçi ise “Ben logar temizlediğimi biliyorum, logar. Üniversitenin şehir logarı yani o kadar” diye konuştu. Ayrıca bir başka işçi ise taşeronda çalışırlarken logar temizleyen arkadaşlarından birisinin yaralandığını ve bu sebepten dolayı uzun süre rapor alması gerektiği nedeniyle işten çıkarıldığını bildirdi. Ayrıca işten çıkarılan işçinin ise hiçbir hakkından faydalanamadığını belirtti. Ayrıca kadroya geçen işçilere taşeron muamelesi yapıldığını belirten bir işçi “Öyle bir yönetim şekliyle yönetiliyoruz ki biz, bizden daha önce Türk-İş’e bağlı kadrolu işçiler var. Şimdi onlar hani bize yine taşeron muamelesi yapıyor, her ne kadar devlet bizi kendi bünyesine alsa da adamlar hala bize taşeron gözüyle bakıyorlar, ki geçmişteki kadrolular da ve yönetim de. Onlara daha az iş yükü yüklüyorlar, adam mesela benimle salonda çalışıyor, ben cam siliyorum paspas atıyorum adam yanımda duruyor yine bana taşeron muamelesi yapıyor farkeden hiçbir şey yok. Yani biz taşeronda neysek bünyelerine aldıklarında da aynı şey. Hiçbir şey değil ya, geçmişteki kadrolulara hiçbir iş yaptırmıyorlar, yine bize yine bize, taşeron sitemi aynen devam ediyor, baskılar üzerimizde aynı şekilde devam ediyor” dedi. Bir başka işçi ise eski kadrolularında iş yerinde sadece yemek yemek, banyo yapmak, akşam olunca da servisle evine gitmekten başka hiçbir şey yapamadıklarını ifade ederek işçilerin aşağılandığını ve insan yerine koyulmadıklarını belirtti ve “KHK sistemi altında taşerona devam” dedi.

Genç Gazete: Daha önce bu durum hakkında,yani şartların iyileştirilmesine dair yöneticilerle ya da ilgili kişilerle görüşmeniz oldu mu? Olduysa nasıl dönüşler aldınız? Sorunları çözeceklerine dair herhangi bir girişimde bulunacaklarından bahsettiler mi?

Şimdi şöyle bir şey söyleyeyim size,daha önce sendika üzerinden bir takım girişimlerimiz oldu.Fakat başta da belirttiğim gibi KYK ile alındığımız için, sendikanın şu anda hükmü yok. 2020’nin Kasım ayına kadar sendikamızın hükmü yok. Yetkili kişiler derken mesela biz Sağlık Kültür Daire başkanıyla sendika aracılığıyla görüşüyorduk. Daha sonraki versiyonunda ise başkan bizi ekarte etti, bizimle muhattap olmayacağını söyledi. Öbür taraftan da başımızdaki idareciler gıdacı, onların elinde imkan yok. Belirttiğim gibi müdürün elinde de imkan yok. Hani müdürümüzle de bunları konuşsak elinden bir şey gelmiyor. Çünkü onu aşan konular var. İş tamamıyla dönüp dolaşıp Sağlık Kültür’e bağlanıyor. Sağlık Kültür ve Yönetimden kaynaklı, şu anda bizi muhattap almıyorlar. Neden muhattap almıyorlar? Bize diyorlar ki kardeşim sizin sendikanız yok, 2020’ye kadar boştasınız. Ancak toplu sözleşmeye otururuz, ondan sonra sizi kaale alırız, muhattap oluruz sizle diyorlar.

“Burada dışlanıyor ve aşağılanıyoruz”

Genç Gazete: İşyerinde mobbing gibi uygulamalara maruz kalıyor musunuz?

Ben kendi işimi yaparım ama ben eski kadroluların niye uşaklığını yapayım, ben üniversitenin işini yapayım ben mecbur değilim ona çay getireyim. Çay getirmediğin zaman seni düşman ilan ediyor ve önündeki tabağı kaldırayım, kaldırmadığın zaman “Hah bu kötü adam”. İnanın en tepedeki insan hep tanıdık, zincirleme bunlar, tanıdık tanıdık. Ne oluyor benim ismim ona gidiyor “Bu benim işimi yapmadı” diyor. Ben kaç kere müdürün yanına gittim bu şikayetlerden dolayı, hiçbir suçum olmadığı halde. Eski müdür gitti yenisi geldi ama gelen gideni aratmıyor arkadaşım yani, müdür müdürdür. Kimse kendi adamını eski kadroluları, kendi atadığı alt müdür tabakasını asla sana bana değişmez. Burada dışlanıyoruz, aşağılanıyoruz. Bakarsan ben kendim okumuş insanım, kültürlü insanım, öyle görüyorum. Ona bakıyorum, atanmış müdüre, birileri tarafından, benim zoruma gidiyor açıkçası. O kişi tarafından aşağılanmak ona hizmet etmek benim zoruma gidiyor.

İşçiler arasında insan ayırımının yapıldığını belirten bir başka işçi ise şunları kaydetti: “Şurada bir parantez açayım geçmiş dönemdeki müdür hakkında konuşuyoruz, yeni müdür zaten üniversite mezunu yüksek gıda mühendisi, yani yazıda okunduğunda yanlış olmasın. Geçmişteki müdürden bahsediyorsun yani. Buradaki detay şu eski kadrolar yeteri kadar çalışmıyorlar, biz yine taşerondaki gibi yine aynı şekilde her şey bizim sırtımızda. Eski kadrolar çalışmıyorlar onlar gayet iyi gayet rahat yerlerde. Adam kayırmaca var. Herkes adamını kayırıyor.”

“Üniversitede gerçekten bizler çok kolay ölüyoruz”

Genç Gazete: Ayrıca sadece burada değil, İTÜ’nün birçok yerinde bu tarz durumların olduğundan bahsettiniz. Bunu da anlatabilir misiniz? İşçiler başka hangi kampüslerle ne gibi sorunlarla karşılaşıyor?

Az önce arkadaşın dediği gibi hem cam temizliği işçisi olsun, güvenlik olsun, resepsiyon olsun aynı koşullarda yani KHK ile sonradan kadroya alınmış işçiler olarak aynı sorunları yaşıyoruz. Yemekhanede yaşadığımız olayların benzerleri bu saydıklarımda devam ediyor. Cam temizleyicisinden tut resepsiyonundan tut yurda bakan diğer eski taşeron arkadaşlar var, onlar, sınıflara bakan arkadaşlar, temizlikçi arkadaşlar var. Onlar da aynı sorunları yaşıyor. Her yıl yerleri değişiyor. Yine dediğim gibi bazı eski kadroların “ben gidiyorum eve sen bunu yap” yerine bakıyor. Sonra bir ölüm olayı oldu. Murat abi. Maslak’ta elektrik binasında 2. ya da 3. kattan düştü. Öldü. Yani üniversitede gerçekten bizler çok kolay ölüyoruz ve ölmek üzereyiz. Gerçekten öyle yani.

“Üniversite iş güvenliği için kimyasal koruyucu maskeyi bile tedarik edemiyor”

Genç Gazete: İş güvenliği açıkları var mı farklı görevlerde? Ne gibi açıklar var mesela bahsedebilir misiniz?

Kesinlikle. Bir çok yerde, çalıştığımız alanlarda havalandırmanın yeterli şekilde olmadığını çok iyi biliyoruz. Ve iş güvenliği denetlemelere geldiği takdirde şu cevaplarla da karşılaştığımız zamanlar oldu işte “burası bir devlet kurumu, devleti devlete mi, şikayet edeceksiniz” gibi söylemlerle de karşılaştık. Ayrıca temizlik esnasında kullanmış olduğumuz ekipmanlarda iş güvenliği logolu birçok ürünün orijinal olup olmadığı konusunda da şüphelerimiz var. En basitinden iş güvenliği tehdit edecek en büyük özelliklerden bir tanesi kimyasal koruyucu maskeleri üniversite bunu tedarik edemiyor. Defalarca kez bunu listelendirdik, istedik bunu söyledik. Bunların hiçbirine cevap verilmedi. Yani sağlık anlamında da birçok alanda bazı şeylerle karşı karşıyayız. Tabiri caizse bizim elimizden gelen bu biraz da siz kendinizden verin diyorlar bizlere. Şuan İTÜ yemekhane sistemi bu şekilde devam ediyor. Olası bir fedakarlık hep işçilerden isteniyor. Ama yönetim yeri geldiğinde elini taşın altına koymuyor.

Hasta olan arkadaşımız çok. Hepsi raporlu. Ama raporları ciddiye almıyorlar. Mesela kendimden örnek vereyim. Ben kimyasal bir ortamda çalışıyorum. Yani sanayii tipi makine ve kullandığımız deterjanlar kimyasal. Ben hepatit B taşıyıcıyım. Bunlar zamanla zaten kansere yol açıyormuş. Bunu iyice doktoruma da sordum. Tedavi görüyorum şuanda. Doktora da sordum doğrudur dedi. Hatta rapor bile yazdı ama ciddiye alınmıyor. Kimle muhatap olacağımızı da bilmiyoruz. İdare amirlere dediğimiz teknikerlere söylediğimiz zaman ciddiye alınmıyoruz.

“İTÜ kampüsü içerisindeki hastaneler ve medikolardan yararlanamıyoruz”

Ayrıca İTÜ kampüslerinin içinde hastaneler, medikolar var. Biz eski taşeronlar şimdiki KHK’lı personeller olarak bu medikolardan faydalanamıyoruz hiçbir şekilde. Bu bizim en büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi. Şöyle söyleyeyim zaten daha önceki konuşmalarımızda da bahsettiğimiz gibi eksik personelle istihdama devam ediyoruz. Çalışıyoruz yani bir nevi karşılıklı fedakarlıklarla arkadaşlarımızı birbirimizi idare ediyoruz. Şimdi olası bir durumda hastaneye gitme durumunda veya bir hekime çıkma yönünde çıktığın zaman o gün ölmüş oluyor. Haliyle çalışan arkadaşlarımıza yük kısmı biraz daha ağır oluyor. Bu anlamda kendimizden fedakarlık edip de hastaneye gitmediğimiz zamanlar da oluyor. Bunlar da hepsi iş güvenliğini tehdit ediyor.

“Sağlık personeline ödenen bütçe yokmuş”

Evet önemli bir detay. Mesela işyeri doktoru var maslakta ve kadrolara bakıyor, memurlara bakıyor, herkese bakıyor. Ne hikmetse bize bakmıyor. Sanki biz  onların bünyesinde çalışmıyoruz. Başında da bahsettim ben size taşeronda yapmış oldukları muamelenin aynısını yine yapıyorlar bize. Değişen hiçbir şey yok çünkü o işyeri doktoru ne iş yapar? İşçiye bakmak zorunda. Oradaki herkese bakmak zorunda. Mesela medikolar, işte oradaki  sağlıkçılar falan bize bakmıyorlar. Ne diyorlar biz size bakamayız. Neden? Siz diyor 2020’ye kadar sözleşmeniz olacak. O zamana kadar bakamayız. 2020’den sonra sözleşmeniz olacak. Biz ondan sonra size bakacağız. Böyle bir şey var mı ya? Beni zaten sen KYK ile almışsın bünyene. Öyle ya da böyle devlet beni kadrosuna almış. Devlet oraya bir doktor atamış. O doktor ücretini devletten alıyor ki hani üniversiteler kimsenin babasının malı değil. Herkesin ortak kullanım alanı. İşte öğrencisiyle, hocalarıyla, işçisiyle ki ne hikmetse mesela taşerondan kadroya geçen işçileri siliyorlar. İşte diyorlar yok size bakmaz. Doktora gidiyorsun. Doktor ben sana bakmam. Neden bakmıyorsun? İşte biz size bakmıyoruz 2020’den sonra toplu sözleşmeden sonra bakacağız. Hayırdır böyle bir şey var mı? Neden?  Sorduğumuzda sağlık personelinin ödenen bir bütçe olmadığından bahsediyorlar. Ve şuanda maçka kampüsünün içinde bulunan medikoda bir çok doktor Ayazağa kampüsüne geçmiş durumda. Bu da yeterli alım, istihdam sağlanmadığından kaynaklanıyor. Sağlık sektörüne kadar istihdam sorunu devam ediyor. Gerektiği yerde personel gerekli izni kullanamıyor. Hali hazırda hala izin kullanamayan personeller var. Bunların hepsi başlı başına bir sorun. Gerektiğinde İTÜ yönetimi “bu üniversite sizin, bu yemekhaneler sizin sahip çıkın” diye sürekli beyanatlarda bulunuyor. Tamam bir işçi olarak biz gerekli yerde gerektiği sahiplenmeleri gösteriyoruz ama aynı sahiplenmeyi İTÜ yönetiminden de bekliyoruz.

“En üstten en alt yöneticisine kadar bu işçi düşmanlığı neden?”

Ayrıca bunları konuşurken sadece yemekhaneler üzerinde durmayalım. Çevre temizliğinden tut yurtlarda çalışan arkadaşları tut, güvenlik görevlisi olan arkadaşlar bütün bu genelde çalışan özellikle KYK ile geçen arkadaşlarımızın hepsi aynı problemleri yaşıyor. Çevre temizliği düşünün çevre temizliğinden giden arkadaşlar da oldu. Onlara da çaşışan almıyorlar. Onlar da aynı bizim gibi mesela iki kişinin yapacağı işi bir kişiye yüklüyorlar. Yeteri kadar dinlenemiyorlar. Sabahtan akşama kadar başına vermiş oldukları amirleri bunların da işte memurdan falan filan. Bunlar da ne yapıyor sürekli bu insanlara bir dakika bile oturmaya bırakmıyorlar. İnsanlar sabah 7’de bir başlıyor akşam 16.30’a kadar sadece bir öğlen yemek paydosu. Bir çay arası. Biz ne yaşıyorsak dışarıdaki komple bünyede çalışan, KYK ile geçen işçilerin hepsi aynı problemleri yaşıyor.

“Yarın ne olacağı da belli değil”

Benim anlamadığım konu şu en üstten en alt yöneticisine kadar bu işçi düşmanlığı neden? Taşeron işçi düşmanlığı neden? Zincirleme sanki. Ben onu bir türlü çözemiyorum. Düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Bu kadar baskı, nefret var ki ben kendimden şüpheleniyorum. Kendimden utanıyorum bazen.

İnsanlardaki bu hırs, öfke, tepki ne bileyim devletin öyle böyle göstermelik bir kadro diyeyim vermesi mi acaba? Yani taşeron olarak devam etseydik daha mı iyiydi. İnsanlar belki bu yüzden mi bize karşı böyle bir kinlenme var. Zaten vermiş oldukları kadro öyle zannedildiği basında söylenildiği gibi aham şaham bir kadro değil kardeşim. Tırışkadan bir kadro vermişler. Yarın ne olacağı da belli değil. Mesela 2020’de oldu da adamlar diyelim dediler KYK hükümsüzdür. Belki seninle toplu sözleşmeye oturmayacak. Bu da var yani. Özellikle kadroya geçtikten sonra biz ve diğer çalışan arkadaşlarımızın hepsi yani genel olarak İTÜ’de çalışan personelin hepsi aynı sıkıntıları yaşıyor.

Genç Gazete: Geçtiğimiz yıllarda bu tarz sorunlarla hiç karşılaştınız mı? İTÜ’de ilk defa mı böyle koşullarla karşılaşıyorsunuz?

Biz olduk olası üvey evlat muamelesi görmeye devam ediyoruz. Ben 8 yıldır; 9, 10, 12 ve 13 yıldır çalışan arkadaşlarımız var, hepimiz aynı problemleri yaşıyoruz. Yani üvey evlat muamelesi görüyoruz. Ayrımcılık, ezilmeler, fazla mesai, iş. Mesai derken biz mesailerden faydalanamıyoruz bu arada, bize mesai de yok. Fazla çalışma, ağır şartlarda çalışma, zor şartlarda çalışma. Eziliyoruz kısacası. Bu durum taşerondan tut şimdiye kadar devam ediyor. Değişen bir şey yok.

“İşten atılmakla  tehdit ediliyoruz”

Geçmişten günümüze şöyle, mesela taşerondayken işten atma olayı kolaydı, rahatça işten atabiliyorlardı seni. Farkeden bir şey yok şimdi de işten atılmakla  tehdit ediliyoruz. İşten atmakla tehdit ediyorlar insanları. Ne kadar bilnçlendirmeye çalışsak da, kadrolusunuz kafalarına göre sizi işten atamazlar desek de. Yüz kızartıcı suçunuz olmadığı sürece, işe vaktinde gelip gittiğiniz sürece size bir şey yapamazlar desek de insanlar üzerinde bir tehdit, tedirginlik hala devam ediyor. Arkadaşımın da dediği gibi yine üvey evlat muamelesi görüyoruz. Geçmişten bu yana taşeronda nasılsak şimdi de aynıyız. Yani sözde kadro verdiler bize yine başta da belirttim özde kadro değil. Geçmişten bu yana aynı; mesela servisten fayfalanamıyoruz, sağlıktan faydalanamıyoruz. Sadece bize hediye olarak ücret farkı attılar. Yoksa dışarıda da insanlar asgari ücret alıyor 20020 lira, çoğu zaman biz onun altına bile düşüyoruz, vergiye girdiğimiz aylar. Bize herhangi bir katkısı yok, hala üvey evlatız. Sadece taşeron isim değiştirdi KYK oldu.

“İşçiler birlik ve beraberlik içerisinde mücadele ederse kazanamayacağı bir şey yoktur”

Genç Gazete: Peki bundan sonraki süreçde çalışma koşullarınızın iyileştirilmesi için neler yapmayı planlıyorsunuz?

Biz geçmişte bu yönetime rağmen, taşerondayken işten çıkarılna korkusuna rağmen sendikayı soktuk oraya. Birlik ve beraberlik içerisinde olduk. Biz biliyoruz ki işçiler birlik ve beraberlik içerisinde mücadele ederse herkes birlik içerisinde hareket ettikçe kazanamayacağı bir şey yoktur. Biz yönetimin bu tavrını değiştirmesini istiyoruz. Taleplerimiz bu yöndedir, tabii ki duruşumuz kararlı duruşumuz devam ediyor. Ne gerekiyorsa onu yapacağız. Bu basın açıklaması olabilir, iş yavaşlatma olabilir. Tamamen iş yükünün bizim üzerimize binmesi, kaybettiğimiz arkadaşlarımız var onların acısı yüreğimizde. Aşırı yüklemeden dolayı sakat kalan arkadaşlarımız var işte fıtıktır, daha çeşitli hastalıklar işte bacağı çeken iş göremez raporu alan arkadaşlarımız var. Bu şekilde devam ederse biz bayağı bir file vereceğiz, arkadaşlarımız bayağı bir kötü durumda olacak. Biz bu taleplerimiz yerine gelmezse ne gerekiyorsa onu yapacağız, sendikamızla birlikte, birlik ve beraberlik içerisinde mücadelemize devam edeceğiz. Kararlıyız, geçmişte nasılsak şimdi de aynıyız. Yani bu kadar baskıya rağmen biz sendikalı olmuş ve bir dik duruş yakalamışken ve biz 2016-2017’de yüksek hakem heyetinden oraya kadar gitmişken. O kadar batırmaya tehdide, korkuya rağmen bu kadar  ileri gitmişken, insanları sendikaya sokmuşken. Bu derece birliği ve beraberliği sağlamışken bundan sonraki süreçte de ne gerekiyorsa onu yapmaya devam edeceğiz, kararlıyız. Yönetim eğer bu tavrını değiştirmezse bizim de üslubumuz ve mizacımız biraz daha sert olacaktır. Emin olabilirsiniz buna.

İlgili Haberler