Kaderimizi kim tayin edecek?

Devrim Çetinocak

Trump’ın ABD askerini Suriye’den çekme kararını açıklamasının ardından iki haftadan fazla süre geçse de sürecin ayrıntıları hala belirsiz. Buna karşın, kararın ardından yaşanan tartışmalar son yıllarda inisiyatifin bölge halklarından başta ABD ve Rusya olmak üzere büyük güçlere doğru kayma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.
Suriye’ye yönelik emperyalist operasyon 8. yılına girerken PYD/YPG kontrolündeki bölgenin kaderine ilişkin tartışmalar da bunun en önemli örneklerinden.
Kürt, Arap, Türk… Bölgede yaşayan milyonlarca insanın kaderi, ABD Başkanı’nın ağzından çıkacak bir lafa, NATO müttefiklerinin dış politika ajandalarına ve emperyalist zincirde rol çalmaya çalışan aktörlerin planlarına referansla tartışılıyor.
*
Bir tarafta, “Kadim müttefikimiz ABD’nin boşalttığı işgalci rolünü biz doldurabilir miyiz?” diyerek durumdan vazife çıkaran ve bölge halklarının kaderine etnik çatışmalar ve mezhep savaşları düşerken bir koyup üç alma düşleriyle komşularının toprağına göz dikenler var.
Son dönemde “yerli ve milli” olma iddiasını dilinden düşürmeyen iktidarın ve destekçilerinin ABD ile aşk tazeleme şansı karşısında gösterdikleri heyecan cidden dokunaklı.
Suriye’ye yönelik emperyal düşlerin ülkemizin emekçi halkının çıkarlarıyla uzaktan yakından alakası olmadığı ise açık.
Suriye halkının yıllardır gösterdiği direncin bu tarz hayalleri geçersiz kıldığı da ortada.
*
Diğer yanda ABD askerlerine yapılan “gitmeyin” çağrıları ve coğrafyamız bir bütün olarak dibe çekilirken herhangi bir kurtuluşun mümkün olduğu yanılsaması…
İşi ABD askerlerine “gitmeyin” çağrısı yapmaya kadar vardıran bu çizgi ile hesaplaşmak özellikle biz sosyalistler açısından önemli.
Ulusal sorunu temel belirleyen olarak tanımlayıp, sınıfsallığı arka plana itmenin sonucu, kaçınılmaz olarak ilkesizlik ve emperyalist kapitalist sisteme bir şekilde eklemlenmeye çabalayan bir pazarlıkçılık hali oluyor.
Bir süredir devam eden bu stratejik yönelim, hem bölgemizin emekçi halklarının hem de Türkiye işçi sınıfının çıkarları ile ters bir doğrultuya işaret ediyor.
*
Gelinen nokta bu iken şunu açıkça söylemek gerekiyor: Yaşadığımız coğrafyanın emekçi halklarının kaderleri giderek daha da ortak bir hal almaktadır. Ve bu kader, birilerinin Yeni Osmanlı hülyalarına da şu ya da bu uluslaşma sürecinin pragmatizmine de kurban edilemez.
Kader ortaklaşmasından bizim ne anladığımız bellidir: Ya çağımızın yükseliş ufkunu hep birlikte açacak, ya da hep birlikte düşeceğiz…
Gericiliğin, emperyalizmin ve kapitalizmin sürüklediği karanlıktan çıkış, ancak bu halkların eşit ve özgür bir biçimde, kardeşçe yaşamasını savunarak mümkün.
*
Ve evet, biz kendi kaderimizi tayin edeceğiz!
Ortadoğu’nun emekçi halkları olarak; emperyalizme, kapitalizme ve gericiliğe karşı; hep birlikte…
Kendi kaderimizi tayin etmeye, önce bize kader olarak sunulana karşı çıkarak başlayacağız!
“Savaşlar, emperyalist işgaller, halklar arası düşmanlıklar bizim kaderimiz değildir” diyecek ve gereğini yapacağız.
“Kaderimiz, gericiliğin tasallutuna ve yobazın karanlığına mahkum olmak değildir” diyerek, karanlığa mahkum edilmeye çalışılan bu coğrafyada yeni bir aydınlanma atılımının öncüleri olacağız.
Ve elbette, yoksulluğun ve işsizliğin kader olarak sunulduğu bu sömürü düzenini yıkarak, eşitlik ve özgürlük mücadelesini zafere taşıyacağız.
Bunların olmadığı her durumda, kaderimizi bizim değil başkalarının tayin ettiğini bilerek…

İlgili Haberler