Koray gibi olmak…

Suruç’ta canice bir saldırıyla kardeşlerimizi, yoldaşlarımızı kaybettik. Hepsi ayrı ayrı bu dünyadaki tüm güzelliklerin vücut bulmuş haliydiler, fakat içlerinden birisinin üstüne birşeyler yazmak istiyorum ki o Koray Çapoğlu.
Bazı insanla konuşmana, tanışmana gerek yoktur. Yüzüne bakıp ne kadar temiz yürekli olduğunu, içinde zerre kadar kin, nefret olmadığını anlarsın. Koray Çapoğlu böyle birisiydi. Tanışmışlığım yoktur, ama çeşitli eylemlerde kortejin ortasındaki Trabzonspor bayrağını kimin salladığını merak etmiştim, oymuş. Kendisi hayatını ezilenlerle birlikte olmaya adamış, nerede birileri eziliyor olsa orada bitmeye çalışmış. “Her eyleme gitme, bir çizgin olsun.” diyenler varmış ama o şu ya da bu örgütün değil, ezilenlerin mücadelesini veriyormuş. Kâh Filistin eyleminde, kâh Validebağ direnişinde, muhalif olan her yerdeymiş. Kısacası bu dünyada kimse ağlamasın, üzülmesin istemiş hayatı boyunca. Belki böyle insanlar öldükten sonra Şirinler Köyü’ne gidiyordur, orda aradığı mutluluğu bulmuştur.
Esasında Koray Çapoğlu’nu anlatmamın bir sebebi var. Buradan ülkemizin devrimcilerinin haline bakınca, gördüğüm pek derin teorik tartışmalardan başka bir şey değil. Bilen bilir, ülkemiz solu her muhalif sese müthiş tereddütle yaklaşır. Sosyalist iktidarı kurma(!) perspektifi yoksa orayı adeta boş verir, temsilen bir destekle işi geçiştirir. İnsanların eziliyor olması ancak ajitasyonda malzeme olur, iş o acıları gerçek anlamda paylaşmaya gelince hep tekrar tekrar düşünme gereği hissedilir. Ayağa kalkan kitleler ya çok lümpendir, ya çok liberaldir, ya İslamcılığı yeterince karşısına almıyordur, ya kimlikçidir, ya sosyalizm vurgusu yoktur, ya falandır ya filandır.
Koray Çapoğlu ülkemizin güzel insanlarındandı, tam bir devrimci gibi yaşayıp devrimci gibi öldü. Amasız fakatsız her zaman ezilenlerle yan yana, diz dizeydi. Esasen Koray Çapoğlu bizlere, “bir devrimci nasıl yaşar ve ne yapmalıdır?”ın cevabını her eylemde verdi. Suruç’tan sonra “hesap soracağız” lafları havada uçuşuyor ama nasıl soracağız belli değil. Hesap sormanın yolu, Koray abi –sanırım kendisi için problem olmaz abi demem- gibi ezilenin yanında olmak, onunla aynı sofraya oturmak, onunla aynı acıyı paylaşmaktan geçer. Ama Türkiye solu, varoşlarda var olma konusunda bile oraların “lümpenliği ve geriliği” üzerinden işi yokuşa sürüyor.
Hep devrimci irade diyoruz ya, devrimci iradenin kocaman kocaman güçlü örgütlerimiz olunca sağlanacağına inanıyoruz ya; alın size devrimci iradenin şekli şemali: Koray Çapoğlu. Türkiye solu ne zaman Koray abi gibi olmaya karar verir, ne zaman ki kendi rengiyle toplumsal eylem içinde var olmayı bilir, ne zaman ki amasız fakatsız ezilenlerin yanında savaşır; işte o zaman devrimci siyaset bu ülkede gerçekten güç olur. Koray abinin o temiz yüreği bize kütüphaneler dolusu teorik tartışmadan daha iyi bir yol göstericidir, o yüreği takip etmek ve o yüreğe sahip olmak hepimizin görevidir.
Bir not da eklemek istiyorum: Nasıl gözünüzü kırpmadan kıydınız lan bu kadar güzel insanlara şerefsizler!

İlgili Haberler