Korona Günlerinde İzlenecek 20 Film

Kendimizi karantinaya aldığımız bugünlerde Genç Gazete olarak sizlere izlemenizi tavsiye ettiğimiz 20 film derledik. İyi seyirler.

 

1-) Kelebekler Zamanında (In The Time of The Butterflies) – Mariano Barroso

 

Bir diktatörün yönetiminde olan Dominik Cumhuriyetinde devrim için mücadele eden ve bu mücadelenin sonunda katledilen dört kız kardeşin; Mirabal kardeşlerin hayat hikayesini anlatan, Julia Alvarez tarafından kaleme alınmış olan romanın beyaz perdedeki anlatısıdır.

 

2-) Sonbahar – Özcan Alper

 

Sonbahar, Türkiye’nin karanlık zamanlarından biri olan “Hayata Dönüş Operasyonları” sonrasında cezaevinden salınan Yusuf adlı bir gencin yaşama dair mücadelesinden bir kesitin hikayesi. Devrimci bir genç olan Yusuf, 12 yıl kaldığı hapishaneden birkaç ay ömrü kaldığı için salınır. Çamlıhemşin-Fırtına Vadisi’ndeki köyüne, yaşlı annesinin yanına döner. Dünyada ve Türkiye’de festivallere katılan, önemli ödüllere uzanan yapım, melankolik atmosferi, etkileyici görüntüleri ve karakterlerine yaklaşımı ile kendisini hissettiren politik bilinci ile dikkat çekiyor.

 

3-) The Lobster – Yorgos Lanthimos

 

Alternatif bir yakın gelecekte geçen filmde Yorgos Lanthimos bizi çok ilginç bir hikayeye götürüyor. Bu dünyada yalnız insanlar istenmemektedir ve görüldükleri yerde tutuklanarak tuhaf bir otele götürülmektedir. 45 günlük süre zarfında kendilerine bir eş bulamayanlar ise, bir hayvana dönüştürülerek ormana salınmaktadır. Konusu ve işlenişiyle distopya özelliği taşıyan film, günümüzün ikili ilişki anlayışına, modern dünyanın toplumsal kurallarına yapılan bir taşlama özelliğine sahip.

 

4-) Motosiklet Günlüğü (Diarios de motocicleta) – Walter Salles

 

Genç Ernesto “Che” Guevara ve arkadaşı Alberto Granado’nun 1950’li yıllarda Güney Amerika’yı dolaşmalarını konu alan biyografik film. Arjantinli iki genç Latin Amerika’nın zengin sosyal çeşitliliğini keşfetmek üzere yola koyulurlar. İki arkadaş, oldukça romantik bir macera duygusuyla, eski bir 1939 Norton 500 model motosikletle, Buenos Aires’teki yetiştikleri çevrelerini terk ederler. Motorları sekiz aylık yolculuklarının başında bozulsa da otostopla yola devam ederler. Yolda karşılaştıkları insanlarda bildiklerinden farklı bir Latin Amerika görmeye başladıklarında, farklılaşan coğrafya onların düşüncelerindeki değişimi de yansıtmaya başlar. Kolonideki deneyimleri, tüm yaşamlarını etkileyecek politik ve etik değerleri belirleyecek yolculuk sonrası oluşacak yeni kişiliklerini belirler.

 

5-) Gelecek Uzun Sürer – Özcan Alper

 

Diyarbakır’da geçen ve Hakkari’ye uzanan; çok dilli, çok kültürlü bu filmde, müzik araştırmaları yapan Sumru’nun ağıtlar üzerine yaptığı tez çalışması için yola çıkması ve yolda tanıştığı insanlarla ilişkileri, bir yol filmi atmosferiyle işleniyor. Sonbahar ile 2000’lerin başındaki hayata dönüş operasyonlarına değinen Özcan Alper, Gelecek Uzun Sürer’de gözaltı kayıplarına, çocuklarının izini bıkıp usanmadan süren ailelere yer veriyor.

 

6-) Ve Sonra Dans Ettik (And Then We Danced) – Levan Akin

 

Aile geleneğinin izinde kendini geleneksel Gürcü halk danslarına adamış  Merab’ın hayatı önceden belirlenmiştir. Dans partneri Mary ile mutlu ve dans dolu bir hayat sürmesi beklenir. Fakat bir gün prova sırasında kapıdan içeri Irakli’nin girmesiyle Merab’ın dünyası altüst olur, bu genç adam onun için artık hem bir rakip hem de arzu nesnesidir.

 

7-) Gıda, Ltd. (Food, Inc.) – Robert Kenner

 

Gıda sektörünün insan sağlığı, işçi hakları, hayvan hakları açılarından araştırarak sarsıcı bir şekilde gözler önüne seren belgesel. Robert Kenner gıda endüstrisinin üzerindeki örtüyü kaldırıyor, ABD hükümetinin izniyle uzun süredir müşterilerden saklanan mekanikleştirilmiş sistemi gözler önüne seriyor. Belgesel ne gibi gıdalarla beslendiğimiz, gıdalarımızın nasıl üretildiği, bu gıdaların sağlığımıza etkileri ve bu değişim dalgasının nasıl küresel gıda endüstrisini boydan boya etkilediği hakkında şaşırtıcı gerçekleri ortaya seriyor

 

8- ) Babamın Kanatları – Kıvanç Sezer

 

Kıvanç Sezer’in bir gazete haberinden yola çıkarak çekmeye karar verdiği film, işçi sınıfının, emeğin ve insan onurunun yanında; taşeron sisteminin, sistem adamlarının, “fıtrat” denilen işçi ölümlerinin karşısında olan bir yapım. Mekanın ayrı bir karaktere dönüştüğü, hatta filmin esas başrolü haline geldiği filmlerden biri.  Şantiye sahası filmin başrolü, korku-gerilim hattı, dramatik yapısı, gerçekçiliği, umudu ya da çaresizliği niteliğinde. Sezer, bu şantiye sahasında büyük patronlar, aracılar ve kalfalar arasında dönüp dolaşan ama bir türlü işçiye gelemeyen ya da geç gelen paralarla kurulu emek sömürüsü düzenini gözler önüne seriyor.

 

9-) Varennes Gecesi (La nuit de Varennes) – Ettore Scola

 

Filmin konusu 1791 Haziranında Fransız Devrimi’nin ilk yıllarında, ünlü Varennes Olayı’nın etrafında gelişir. Bilindiği gibi Kral XVI. Louis  ve Kraliçe Marie Antoinette yanlarına aldıkları bazı soylularla birlikte hizmetkarların kıyafetlerine bürünerek (hizmetkarlara da kendi kıyafetlerini giydirmişlerdir) devrimin gerçekleştiği Paris’ten kaçarak taşradaki kralcı müttefiklerine doğru giderlerken Varennes kentinde tutuklanırlar. Ettore Scola bu politik alegorik filminde olaya hayal gücünü de katmış, Paris’ten ayrılan atlı arabalara soyluların yanı sıra onların çağdaşı çeşitli tarihi ve renkli kişilikleri de yerleştirmiştir. Bunların arasında Fransız romancı, yayımcı ve tarihçi Restif de la Bretonne (Jean-Louis Barrault), ünlü maceracı, yazar ve çapkın Casanova (Marcello Mastroianni), İngiliz asıllı Amerikalı bağımsızlık savaşçısı, düşünür Thomas Paine (Harvey Keitel) de vardır. Her biri “çökmekte olan aristokrasi”, “yeni yeşeren burjuvazi” gibi ayrı bir sosyal olayı sembolize eden bu ayrıksı karakterleri işlerken Scola günümüzün olaylarına da incelikli göndermelerde bulunur.

 

10-) Ben, Daniel Blake (I, Daniel Blake) – Ken Loach

 

Newcastle’da yaşayan ve marangozluk yaparak geçimini sağlayan Daniel Blake’in, geçirdiği kalp krizi sonrasında çalışması doktorları tarafından yasaklanır. Çalışamadığı için devletten yardım almak için gerekli prosedürleri yerine getirmeye çalışan Blake bu kez de sistemin bozukluğunun ağlarına takılır ve hayatı hiç beklemediği daha da önemlisi hak etmediği şekilde çıkmaza girmeye başlar. Bir süre önce eşini kaybeden Blake kendisi için oldukça zorlayıcı olan bir dönemde yeni tanıştığı genç bir anne ve çocuklarına da yardımcı olmaya çalışır. Daniel Blake’in bürokrasiye karşı açtığı savaş, hepimizin isyan ettiği ancak kimi zaman ses çıkarmaktan çekindiğimiz, kimi zaman ise sistemin çarklarına eklenmiş hayatlarımızı devam ettirebilme korkusuyla görmezden geldiğimiz; ancak ayaklanmamız gereken bir başkaldırının birey olarak vücut bulmuş hali.

 

11-) Küçük Şeyler – Kıvanç Sezer

 

Babamın Kanatları’nda yapılan, biten, her şeyin üstü örtüldükten sonra oturan insanların hayatlarının içine dalıyor bu kez kamera. Küçük Şeyler, bir anda işsiz kalması ile hayatları değişen bir çiftin yaşamında odaklanıyor. Onur ve Bahar, beyaz yaka yaşam tarzına sahip olan bir çifttir. İstanbul’da yaşayan çift, şehrin uzak bir semtinden av almaya karar verir. Ev aldıktan bir süre sonra Onur’un işten çıkarılması çiftin hayatını derinden etkiler. Onur, birçok iş görüşmesine gitse de istediği sonucu bir türlü alamaz. Genç adamın işsiz kalması bir süre sonra evliliklerinin de tehlikeye girmesine neden olur.

 

12-) Suffragette – Sarah Gavron

 

Tarihin ilk feminist hareketlerinden birini başlatan kadınların, gittikçe acımasızlaşan hükümete karşı yürüttükleri mücadeleye odaklanır. Gizli buluşmalarla bir araya gelen bu grubun üyeleri işçi sınıfı kadınlarıdır ve hareketin ilk safhalarında barışçıl yöntemler izlerler. Ancak hem çalışma koşulları hem de kişisel hayatları için verdikleri eşitlik savaşı, zamanla daha radikal bir boyuta taşınmak zorundadır.

 

13-) Made in Dagenham – Nigel Cole

 

Ford’un Doğu Londra’daki Dagenham fabrikasında Haziran 1968’de geçen film, dikiş bölümünde çalışan kadın işçilerin cins ayrımcılığına karşı greve giderek “eşit işe eşit ücret” için verdiği mücadeleyi anlatıyor.

 

14-) Mustang – Deniz Gamze Ergüven

 

Ergüven, Mustang filmi ile kaba tabirle “Türkiye’de kadın olmanın” ve hatta “olabilmenin” karşılaştığı zorluklara değiniyor. Kendi çocukluğunda yaşadığı deneyimlerden yola çıkan yönetmen, filmin merkezinde beş kız kardeşe de yer vererek konuyu mümkün olduğunca geniş bir perspektiften almaya çalışıyor. Film; Karadeniz kıyısında bir kasabada yaşayan beş kız kardeşin, okullarının yaz tatiline girdiği gün deniz kenarına gidip erkek çocuklarla oynamalarıyla başlıyor. Bu masum oyunun kasaba sakinlerince hoş karşılanmaması sonucu kızlara bakan babaanneleri ve amcaları, onları eve kapatmaya ve bir an önce evlendirmeye karar veriyorlar. Bu baskı ortamından kurtulmaya çalışan kızlar ise zamanla farklı tercihlere ve kararlara yöneliyorlar.

 

15-) Richard Jewell Olayı – Clint Eastwood

 

Film bir toplumsal düzen mekanizmasının tüm çarklarıyla, elbirliği ile bir aileyi nasıl da rahatlıkla parçalayabileceğini gösterir bize.1996 Atlanta Olimpiyatları’nda Centennial Olympic Parkı’nda yaşananlara odaklanıyor. 1996 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları sırasında Centennial Olympic Parkı’nda bombalı saldırı düzenlenmiştir. Yaşanan olayların suçlusu ise Richard Jewell görülür. Güvenlik görevlisi olarak çalışan Richard Jewell, saldırı sırasında onlarca insanın hayatını kurtarsa da basında çıkan haberler onun terörist olduğunu söylemektedir. Olayın ardından hayatı tepetaklak olan Jewell’in suçsuz olduğu ise birkaç ay sonra ortaya çıkar. Gerçek suçlunun ortaya çıkması ile aklanan Richard Jewell’in hayatı ise asla eskisi gibi olmaz.

 

 16-) Abluka – Emin Alper

 

Baskı altında olan toplum/birey baskıya karşı savaşmak yerine kendi iktidar alanlarını yaratıyor. Abluka, direkt olarak Türkiye siyasetine referans vererek yola çıkılmamış olsa da bugüne dair tezler ortaya koyuyor.  Yirmi yıldır hapishanede yatan Kadir şartlı tahliye yoluyla salıverilir. Şartı ise muhbirlik yapmasıdır. Şehir büyük bir kaos ve abluka içerisindedir. Ablukaya karşı düzenli olarak terör eylemleri düzenlenmektedir. Kadir de gün boyunca gecekondu mahallelerinde çöpleri karıştırarak bomba imal edilebilecek malzemeleri bulmaya çalışır. Ancak görev aşkıyla doldukça çöpleri karıştırmaktan çok muhbirlik yapmaya başlar. Kadir’in küçük kardeşi Ahmet de belediyede köpek itlaf ekibinde çalışmaktadır. Karısı çocuklarını da alıp terk ettiği için tek başına kalmıştır. Kadir hapishanede geçirdiği yıllarını telafi etmek için Ahmet’e yakınlaşmaya, ona ağabeylik yapmaya çalışır, ancak Ahmet gittikçe kendi kabuğuna çekilmektedir. Yaraladığı bir köpeği evine alıp gizlice bakmaya başlar. Kadir, Ahmet’e yardım etmeye çalıştıkça Ahmet daha da kaçar ve iki karakter de baskıcı iktidarın altında çöküşe sürüklenir.

 

17-) Yalanın İcadı (The Invention of Lying) – Ricky Gervais , Matthew Robinson

 

Yalan söylenilmeyen bir dünyada yaşayan Mark’ın işten kovulması ve ev kirasını ödeyememesiyle olaylar başlamıştır. Kişisel çıkarı için yalan söyleme fırsatı yakalayan Mark elde ettiği bu şansı sonuna kadar kullanacaktır.

 

 

18- ) Kız Kardeşler – Emin Alper

 

Farklı yaşlardaki üç kız kardeş, Reyhan, Nurhan ve Havva, küçük yaşta kasabaya besleme olarak gönderilmiştir. Ne var ki, yanlarına verildikleri ailelerde tutunamazlar ve birbiri ardına baba ocağına geri gönderilirler. Dağ köyündeki evlerinde, birbirlerinden güç alarak ayakta kalmaya çalışan üç kız kardeş, bir yandan da tekrar kasabaya gidebilmek için gizli bir rekabet içine girerler.

 

19-) Kaplumbağalar da Uçar (Lakposhtha ham parvaz mikonand) – Behmen Kubadi

 

Film Türkiye-İran sınırında bulunan bir Kürt mülteci kampında geçmektedir. Mayın toplayarak yaşayan Soran 13 yaşında bir çocuktur. Kasabadakiler için hazırladığı bir anten aracılığı ile Saddam’ın düşüşünü haber alıp herkese duyurur. Bu sırada Agrin de 14 yaşında bir annedir. Soran ona âşık olur ama Agrin’in ağabeyi Henkov tarafından huzursuz edilir. Henkov’un kolu yoktur çünkü bir mayın basmıştır. Şimdi ise gelecekten haber verebilmek gibi bir yeteneği vardır. Film, 52. San Sebastian Film Festivali’nde En İyi Film seçilmiştir. En İyi Senaryo dalında da Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmüştür. Ve bir de Berlin Film Festivali’nde Barış Ödülü kazanmıştır. Kaplumbağlar da Uçar, Saddam’ın ardından Irak’ta çekilen ilk filmdir.

 

20-) Sonsuzluk ve Bir Gün (Eternity and A Day) – Theodoros Angelopulos

 

Alexander, edebiyat çevrelerince tanınan, bilinen ve sevilen usta bir yazardır. Aniden yakalandığı kurtuluşu olmayan bir hastalık, tüm hayatını gözden geçirmesine sebebiyet verecektir. Artık Alexander içine gömüldüğü bu sahil kenarındaki evi bir kenara bırakarak yeniden hayata atılmak durumundadır. Edindiği ve ediniyor olduğu tecrübelerin iç içe geçeceği bir serüvene atılır. Geçmişi hatırladıkça kendini yeniler ve kimliğini hatırlamaya başlar. Alexander, kendi ölümünün döşeğinde, yeni bir kimlik kazanmaktadır. Yunanistan’ın çıkardığı en büyük yönetmenlerden biri olan Theodoros Angelopoulos’un bol ödüllü filmi Sonsuzluk ve Bir Gün, yarıştığı sene Altın Palmiye ödülünü de kucaklamayı başarmıştı. Filmin halen karşımıza çıkan müzikleri de sinema tarihinde iz bırakmışlardı. Angelopoulos, film çekerken ölmeyi dilemişti ve ölümü 2012 yılında son filminin çekimi sırasında 77 yaşındayken, bir motorsiklet çarpması sonucu gerçekleşti.

 

BONUS: Genç Karl Marx (The Young Karl Marx) – Raoul Peck

Yaşadığı dönemi ve sonrasını baştan aşağı değiştiren, bazen karşı durarak bazen de onaylayarak ama muhakkak komünizm düşüncesiyle bir noktada karşı karşıya gelerek ilerlenen dünya düzeninde Karl Marx, düşüncelerini üstün körü de olsa herkesin bildiği ancak toplumun genelinin hayatına dair çok fazla bilgi sahibi olmadığı bir Alman düşünür. Bu noktada Genç Karl Marx filmini önemli kılan, Marx’ın kendisiyle özdeşleşmiş Das Kapital’i ve hatta Komünist Manifesto’yu dahi yazmadan önceki yaşantısını, arkadaşlıklarını, aşkını ve en önemlisi de mücadelesini konu ediyor olması. Bu tavır önemli çünkü, Genç Karl Marx’ı, Marx yapan koşullara anlaşılabilir bir bakış atma imkanı sunuyor film.

İlgili Haberler