Mitingler, grevler, işgaller: Türkiye işçi sınıfı tarihinden kesitler

Bugün 1 Mayıs’ı kutluyoruz. Türkiye işçi sınıfının tarihinde bulunan sayısız mücadele, grev ve fabrika işgallerinden bazılarını sizin için derledik.

 

Saraçhane Mitingi (1961)

İşçi hareketi tarihinde Saraçhane Meydanı ayrı bir yere sahiptir. 1961 yılının 31 Aralık günü, Türk-İş’e bağlı İstanbul Sendikalar Birliğinin çağrısıyla “toplu sözleşme ve grev hakkı için” yaklaşık 100 bin işçi Saraçhane Meydanı’nda toplanmıştır. Miting, uzun yıllar bastırılan sendikal hareketin patlamasını göstermekle birlikte işçi sınıfının gücünü göstermiş, itibarını arttırmıştır.

 

Kavel Direnişi (1963)

Vehbi Koç’un da ortaklarından olduğu, İstanbul İstinye’de bulunan Kavel Kablo fabrikasında gerilim, Amerika’dan yeni bir müdürün ithal edilmesiyle başladı. Fazla mesailer, daha önce ödenen yıllık ikramiyelerin kaldırılması, işçilerin sendikadan istifaya zorlanması ve ardından dört sendika temsilcisinin işten atılması işçilerin sabrını taşıran son damlalar oldu. 28 Ocak 1963 günü Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikasında örgütlü 173 işçi greve çıktı. Fabrikayı işgal ettiler, kapıları kaynakladılar. İdari kadro çalışanlarını da fabrikaya sokmadılar. Bunun üzerine 14 Şubat’ta polis saldırdı, dokuz işçiyi yaraladı. İstinye halkı fabrika önünde toplanarak polisi protesto etti ve greve sahip çıktı. Sadece İstinye halkı değil, başta Koç’a ait olmak üzere pek çok fabrikadan işçiler dayanışma kampanyası baştalarak Kavel işçileri için para topladılar, destek eylemleri yaptılar. Küçük bir fabrikanın az sayıdaki işçileri ülke gündemine oturmuştu.

3 Mart günü hükümetin de araya girmesiyle anlaşma sağlandı. İkramiyeler geri verildi, işten atılan ilk dört işçi geri alınmadıysa da tazminatları ödendi. Bununla birlikte grev süresince atılan işçiler geri alındı. Sürecin devamında işçilere davalar açıldı, tutuklamalar yapıldı ancak birkaç ay içerisinde hepsi serbest bırakıldı. Fakat Kavel grevinin çok daha önemli bir sonucu oldu. İki yıldır geciktirilen ve artık “Kavel maddesi” olarak anılan 274 sayılı Sendikalar Yasası ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası, 15 Temmuz 1963’te meclisten geçti ve 24 Temmuz’da yürürlüğe kondu.

Sendikalarını da harekete geçiren işçiler, 31 Aralık 1961’de yüz binden fazla kişinin katıldığı Saraçhane mitingi ve ardından 1963’teki Kavel grevi ile yasanın çıkmasını sağlayarak grev haklarını söke söke aldılar.

 

Kozlu Direnişi (1965)

Kozlu Direnişi, Ereğli Kömür İşletmesi’ne bağlı Gelik, Kilimli, Karadon, Çaydamarı ocaklarında çalışan maden işçilerinin liyakat zammının dağıtımındaki eşitsizliğe karşı işbaşı yapmayı reddetmesiyle 1965 yılının 10 Mart günü başladı.

Karadon İşletmesine bağlı Gelik Bölümünde 1500 maden işçisi, işçilere dağıtılan 5 milyon tutarındaki yevmiye zammının (liyakat zammı) uygun dağıtılmadığı gerekçesiyle gece vardiyasında ocaklara inmediler. Liyakat zammı, kömür havzasında çalışan mühendislere, şef ve çavuşlara, sendika ve idari yönetime yakın işçilere dağıtılan bir paraydı. Olayları bastırmak için bir jandarma birliğiyle bölgeye gelen Zonguldak Valisi, maden işçilerinin kurduğu barikatların önünde bir konuşma yaparak direnişçilerden işbaşı yapmalarını istedi. Ancak öfkeli madencilerin kazma ve küreklerle üstüne yürümesi üzerine jandarma geri çekildi, Vali kaçtı.

Direniş ertesi gün gündüz vardiyasında, Kilimli ve Karadon ocaklarına da yayıldı. Madenciler, kuyu başlarını tuttular, trenle gelenleri trenden indirmediler. Gelik havzasında yakılan direniş ateşi, Üzülmez’e bağlı Çaydamar ocağına da sıçradı. 12 Mart günü Kozlu’ya getirilen askeri birlikler işçilerin üzerine sürüldü; toplu halde bulunan işçilerin üzerine ateş açıldı. Maden işçileri Satılmış Tepe ve Mehmet Çavdar jandarma kurşunuyla katledildiler.

İşçiler Kozlu’ya indiler. Zonguldak’ın bütün giriş ve çıkışlarını kapadılar. Resmi daireler kapatıldı. Çevre illerden takviye birlikler getirildi. İşçilerin üzerinden jetler uçuruldu. Jet uçakları bildiri atıyorlardı: Olayların arkasında “dış güçler” vardı! İçişleri Bakanı, olayları komünistlerin tahrik ettiğini açıkladı: “Bunları yapanlar komünistlerdir. Burada konuşanlar kimi şahsi menfaati için, kimi sakat ideolojisi için konuşuyor. Böylelerinin ağzını tıkayın.” Olaylarda 70’ten fazla işçi gözaltına alında, 14 işçi tutuklandı.

13 Mart günü İçişleri Bakanı, Çalışma Bakanı ve Enerji Bakanı Zonguldak’a gelip işçilerle görüştüler. Pazarlıklar sonunda liyakat zamlarının işçilere eşit ve adil bir şekilde pay edilmesi kabul edildi. Önceden ödenen çocuk ve kumaş paraları da tekrar verilecekti. Kozlu direnişçileri akşamüstü, emek tarihine izi silinmez bir not kazıyarak ocaklara inmeyi kabul ettiler.

 

Paşabahçe Grevi (1966)

60’lı yıllardaki işçi mücadeleleri o dönemde tek büyük işçi konfederasyonu olan Türk-İş’te de çatlaklar oluşturuyordu. İşçiler ve mücadeleci sendikacılar, her dönemeçte Türk-İş bürokrasisine takılıyor, bir yandan da onları aşmak için mücadele ediyorlardı. Sermayeden bağımsız, işçilerin haklarını koruyan, gerçek bir sendika kurma mücadelesinin ürünü olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) temelleri de yine bu dönemde atıldı. Nihai ayrışma ise 1966’da Paşabahçe greviyle gerçekleşti. Kristal-İş 16 Ocak 1966’da grev kararı aldı, 31 Ocak günü ise grev başladı.

19 Nisan’da, Süleyman Demirel’in başbakan olduğu dönemin bakanlar kurulu “memleket sağlığını bozucu nitelikte” olduğu gerekçesiyle grevi bir ay süreyle erteledi. 18 Mayıs’ta da TİS imzalandı. İşçiler bu sözleşme ile ücret ve sosyal haklar bakımından önemli kazanımlar elde etti. Türk-İş, Grevle Dayanışma Komitesi’ni kuran beş sendikayı geçici sürelerle ihraç etti. Fakat bu süreç Türkiye işçi sınıfı için çok daha büyük bir kazanım getirdi. Üzerinden bir yıl geçmeden, Şubat 1967’de DİSK kuruldu. Böylece Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde yepyeni bir dönem başladı.

 

Çıplak Ayaklılar Yürüyüşü (1966)

Çorum Belediyesi’nde çalışan Genel-İş üyesi işçilerin bir aydan fazla süren 750 kilometrelik Çorum-Ankara-İstanbul yürüyüşünden söz ediyorum. “Çıplak ayaklıların yürüyüşü” ve “ölüm yürüyüşü” olarak da bilinen yürüyüş, Türkiye işçi sınıfının unutulmaz eylemlerinden biridir. Çorum Belediye Başkanı tarafından işten atılan 54 işçinin 27 Temmuz 1966 tarihinde Çorum’dan başlattığı yürüyüş, 32 gün sürdü ve 31 Ağustos 1966 tarihinde Taksim Atatürk Anıtı’nda sona erdi.

İşçilerin işten atılması üzerine Genel-İş bir protesto yürüyüşü düzenleme kararı aldı. Genel-İş Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün öncülük ettiği yürüyüş Çorum’dan yalın ayak başladı.

 

Derby Fabrika İşgali (1968)

4 Temmuz 1968’de binden fazla lastik işçisi Derby Lastik Fabrikası’nı işgal etti. Derby işçilerini temsil etmeyen Türk-İş’e bağlı Kauçuk-İş Sendikası’nın toplu sözleşme masasına oturmasını engellemek için başlayan eylem bütün baskılara, tutuklamalara rağmen devam etti. İşçilerin referandum talebi sonunda kabul edildi. 8 Temmuz’da yargı gözetiminde “delil tespiti” ismi altında referandum yapıldı. Oylamaya katılan 950 işçiden 930’u Lastik-İş’e, altısı da Kauçuk-İş’e oy verir. Lastik-İş yetkili sendika olmuş, işçiler kazanmıştır.

 

Demirdöküm İşgali (1969)

1969 Mayıs’ında Maden-İş’e bağlı işçilerin uzun zamandır uygulanmayan asgari ücret farkını fabrika yönetiminden talep etmesi, bu talebi ileten işçilerin dövülmesi ve işten atılmasıyla grevin kıvılcımı çakılır. Fabrikadaki patron sendikasının işçileri tehdit etmesi, zorla üye yapması ve işten atması üzerine işçilerin çoğu işi bırakır. Bunun üzerine fabrika yönetimi, Maden-İş’le görüşmeyi kabul eder. Atılan işçilerin de geri alınması dahil tüm talepler için protokol imzalanır. Ancak anlaşma gereğinin yerine getirilmemesi ve baskıların devam etmesi üzerine 31 Temmuz gecesi grev başlar.

5 Ağustos’a kadar olaysız geçen grev, fabrikanın suyunun, elektriğinin kesilmesiyle devam eder. 6 Ağustos günü asker-polis kuşatması başlar. Fabrikadaki 2300 işçinin direnişi, çevredeki Rabak, Elektrometal, Şakir, Zümre, Otoyay, Çelikyay ve Estaş fabrikalarındaki işçiler tarafından desteklenir. Bu fabrikadaki Maden-İş üyeleri kuşatılmış Demirdöküm işçilerine su ve yemek yollar. Bunun üzerine işçi aileleri başta olmak üzere bölge halkının direnişe destek vermesiyle de polis geri çekilmek durumunda kalır. Ancak askerler, zırhlı birlikler ve tanklar kuşatmaya devam eder.

Direnişi altıncı gününde Hasdal’da işçi temsilcileriyle dönemin İstanbul Valisi Vefa Poyraz arasında bir toplantı yapılır; ancak sonuç çıkmaz. İşçiler, akşama doğru yapılan ikinci bir görüşme sonucunda aldıkları teminatla direnişi bitirme kararı alır. Maaşa zam, greve katılan işçilere zarar verilmeyeceğine dair güvence ve fabrikadaki yetkili sendikanın Maden-İş olarak kabul edilmesiyle üretim 3 hafta sonra başlar.

 

15-16 Haziran İşçi Eylemleri (1970)

1970 yılında CHP ve AP’li milletvekilleri 274 sayısı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Grev ve Lokavt Kanununda değişiklik yapılması için ayrı ayrı taslak hazırladı. Bu taslaklar komisyonda birleştirilerek tek taslak haline getirildi ve meclise sevk edildi. “Güçlü sendikacılık yaratılması” iddiasıyla gündeme gelen değişikliğin asıl amacı sendikal örgütlenmenin ve grev hakkının kısıtlanmasıydı. Komisyondan büyük bir gizlilikle geçirilen tasarı için bilim insanlarının ve sendikacıların görüşü alınmadı.

Mecliste yapılan görüşmelerde 4 ret oyuna karşılık 230 oyla yasa kabul edildi.
Bu maddelerin hepsi DİSK’te somutlanan işçilerin mücadeleci anlayışını ve inisiyatifini kırmak ve sendikal harekette Türk-İş diktası getirmek için getirilmişti. Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün “Çok yakında DİSK’in çanına ot tıkayacağız” açıklaması bunun net ifadesi oldu. Patronlar da bu yasa değişikliğinin arkasındaydı.

DİSK üyesi işçiler ise bu tasarıyı sert bir şekilde tartışırken, verilecek mücadeleler için işyerlerinde Anayasal Direniş Komiteleri adı verilen komiteler kurdu. 13 Haziran’da DİSK’e bağlı sendikaların yönetim kurulları ile işyeri temsilcilerinin katıldığı bir toplantı düzenlendi. Tasarının Mecliste kabul edilmesinden 4 gün sonra 15 Haziran 1970’te protesto eylemleri başladı. İlk gün 70 bin işçi ilk önce fabrikalarına girip çalışmadan beklediler. Daha sonra fabrika dışına çıkarak yürüyüşe geçti.

16 Haziran 15 Haziran’a göre daha görkemliydi. Kimi verilere göre işçi sayısı 150 bini geçmişti ve Türk-İş yasanın arkasında olduğunu açıklasa da Türk-İş üyesi işçilerin sayısı DİSK üyelerini geçmişti. İstanbul’da işçiler üç koldan yürüyüşe geçti. Cağaloğlu’na gelen işçiler buradan Valiliğe yürümek istedi. Fenerbahçe stadyumu önünde kurulan barikattan ise işçilere ateş açıldı. Burada çıkan çatışmada çok sayıda işçi yaralandı. Kadıköy İskelesi civarında da polis işçilere silahla ateş açtı. Açılan ateş nedeniyle ölen işçiler oldu. 16 Haziran’da Gebze, İzmit, İzmir ve Ankara’da da kitlesel eylemler yapıldı.

16 Haziran akşamüstünde İstanbul ve Kocaeli’de sıkıyönetim ilan edildi. 21 DİSK yöneticisi gözaltına alınırken, 5 binin üzerinde işçi önderi işten atıldı. Yasa değişikliğine direnen pek çok fabrikanın işçisi üretimi durdurma eylemine devam etti. Bu nedenle bazı sanayi bölgeleri askeri birlikler tarafından denetim altına alındı.

Bu büyük direnişin ardından Mecliste kabul edilen tasarı 16 Haziran’da Cumhuriyet Senatosu’nda gündeme geldi. Tasarı yapılan değişikliklerle Cumhurbaşkanı’na gönderildi. Tepkilere karşın Cumhurbaşkanı yasayı 6 Ağustos’ta onayladı. Bunun üzerine TİP ve direniş üzerine tavır değiştiren CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme 8-9 Şubat 1971 tarihinde aldığı kararla yasayı iptal etti. Sendikal yasalardaki değişiklikler ancak ‘80 darbesiyle yapılabildi.

 

Tariş Direnişi (1980)

Milliyetçi Cephe hükümetinin 1980’de Tariş fabrikalarına da ‘ülkücü’ kadroları yerleştirmek istemesi üzerine bir kent direnişine dönüşen eylemler tarihe ‘Tariş Direnişi’ olarak geçti. 70’lerin ortasına kadar Milliyetçi Cephe hükümetlerinin güdümünde olan Tariş fabrikalarında, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) öncülüğünde kurulan Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) örgütlüydü. 70’lerin sonlarında kurulan Ecevit hükümeti ile değişen siyasi atmosferde, Tariş fabrikalarına devrimci işçiler de girdi. MİSK’e karşı verilen mücadelenin ardından Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) işçileri kazandı ve tüm fabrikalarda örgütlendi. Ancak kısa süren bu durum, 79 yılında yeniden kurulan Milliyetçi Cephe hükümetinin saldırıları sonucunda İzmir’i saran bir işçi direnişine dönüştü.

 

Zonguldak Madenci Yürüyüşü (1991)

Zonguldak’taki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ve Maden Tetkik ve Arama (MTA) işyerlerinde örgütlü olan Türk-İş’e bağlı Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) ile işveren arasında 48 bin işçi için sürdürülen toplu sözleşme görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine, sendika 30 Kasım 1990 tarihinde başlamak üzere grev kararı aldı.

Grev, 30 Kasım günü çeşitli siyasi partiler, meslek kuruluşları ve kitle örgütlerinin desteğiyle başladı. Zonguldak halkı ilk gününden itibaren greve aktif bir biçimde katıldı. Hükümetin kamu açıklarını kapama gerekçesiyle bu tür kamu işletmelerinin tasfiyesini öngörmesi, özelleştirme politikaları ve genel olarak işçi ücretleri konusundaki tutumu, Zonguldak’taki uyuşmazlığın boyutlarını genişletti ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. Savunduğu neoliberal ekonomi politikaları ve greve karşı tutumu nedeniyle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, bu mitinglerde işçilerin başlıca hedefi haline geldi ve efsanevi “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” sloganı ile protesto edildi.

14 Aralık’ta çeşitli sendikalara üye 100 bin işçi, Zonguldak maden işçilerine destek vermek amacıyla 2 saatlik iş bırakma eylemi yaptı. 4 Ocak’ta ise işçileri Ankara’ya götürecek olan otobüslerin Zonguldak’a hareketleri ve kente girmeleri güvenlik güçlerince engellendi. Bunun üzerine, sendika genel başkanı Şemsi Denizer, işçilere Ankara’ya yürüyerek gidileceğini duyurdu ve yürüyüş aynı gün GMİS Genel Merkezi’nden başlatıldı. İşçi ailelerinin de katılımıyla sayıları 70 bine ulaşan yürüyüşçüler, ilk gün Zonguldak’a 33 km uzaktaki Devrek’e vararak geceyi burada geçirdi.

7 Ocak’ta barikata yakın noktada bekleyen 200 kadar işçi güvenlik güçlerince gözaltına alındı. 8 Ocak’ta Ankara’daki görüşmeleri tamamlayan Denizer yürüyüşe son verildiğini açıkladı. 112 kilometrelik yürüyüş Ankara yolu kavşağına 8 km kala sona erdirilmişti. Zonguldak’a dönen işçiler greve devam ettiler.
25 Ocak’ta hükümet körfez krizi nedeniyle tüm grevleri 60 gün süreyle erteledi.

TTK ve MTA’da çalışan 48 bin işçiyi kapsayan toplu sözleşme, 6 Şubat 1991’de imzalandı. Sözleşmeyle işçi ücretlerinde sağlanan iyileşme, Başbakan Yıldırım Akbulut’un 31 Aralık’ta teklif ettiği ve sendika tarafından reddedilen rakamları aşamadı.

 

Tekel Direnişi (2009)

29 Mart 2009 seçimlerinde “Mağdur edilmeyeceksiniz.” sözü verilen TEKEL işçilerine verilen söz seçimlerden sonra unutuldu. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), özel sektöre devri yapılmayan yaprak tütün fabrikalarının da kapanacağını, 10 bin dolayında işçinin 4-c statüsünde başka kamu kurumlarına gönderileceğini açıkladı. Bu statü, düşük ücret, aylarca boş durma, yıllık izin ve kıdem tazminatı hakkının olmaması anlamına geliyordu. İşçilerin üye olduğu Türk-İş’e bağlı Tek Gıda-İş Sendikası, 16 Kasım 2009’da Başkanlar Kurulunu topladı ve 15 Aralık’ta Ankara’da eylem kararı aldı.

15 Aralık günü 6 bin TEKEL işçisi Ankara’daydı. AKP merkezine yürümek isteyen işçiler polis kuşatmasına alındı. Sonraki günlerde de polisin müdahaleleri artarken işçilerin direnişi de büyüdü.

20 Şubat’ta, direnişin 68. gününde, Ankara’da büyük bir miting düzenlendi. On binler bir kez daha Ankara’ya akın etti. Bu mitingde sendika yöneticileri ve temsilcilerinden oluşan bin kişi imza toplayarak genel grev çağrısında bulundu.
Direnişin 73. gününde direnişçi işçilerden Hamdullah Uysal, geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. İşçilerin yaşadığı acı, hükümetin “4-c kapsamında çalışma süresinin 11 aya çıkarılacağı ve 1 ay yıllık izin hakkı verileceği” açıklaması ile hafifledi. Böylece 12 ay boyunca çalışıyor olacaklardı, üstelik ücretler de artırıldı. Bu kazanım, tüm 4-c çalışanlarının kazanımıydı. 77. günde de Danıştay’a yapılan başvurunun sonucu geldi. Danıştay “4-c için 30 gün içinde başvuru zorunluluğu yoktur” diyerek, süreyi 8 aya çıkardı.Tekel işçileri, direnişin 78. gününde, 4-c’yi tamamen değiştirmiş olarak illerine geri döndüler.

 

Yatağan Direnişi (2013)

Muğla’daki Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin Özelleştirme İdaresine bağlanmasının ardından eyleme geçen maden işçileri, Yatağan Termik Santrali önüne kurdukları çadırda açlık grevine başladı. Daha sonra kitlesel bir şekilde Ankara’ya yürüyüş düzenleyen ve Ankara’da direnişlerine devam eden Yatağan işçileri 447 gün sonunda özelleştirmeyi durduramadıklarını ancak gelinen noktada işverenle anlaşma sağlayarak mevcut kazanımlarını koruduklarını açıkladı ve direniş bitti.

İlgili Haberler