Nasıl bir kadın dayanışması?

Geçtiğimiz yıl kadın mücadelesi açısından oldukça yoğun bir yıldı. Bütün gündemleri tek tek saymak yersiz olur ancak fırtınanın geleceği, birçok üniversitede kadınların tacize karşı verdiği mücadeleden kendini belli etmişti. Nitekim 6 Mart’ta valiliğin basın açıklamasına dahi izin vermediği Kadıköy’de binlerce kadın sokakları doldurmuş, 8 Mart’ta ise Taksim, son zamanların en kalabalık ve coşkulu eylemine sahne olmuştu. Bunların yanında yazının sınırlarını aşacak daha birçok örnek var elbette. Bütün bunlar olurken en çok attığımız sloganlardan biriydi, “Yaşasın kadın dayanışması!”. İşte bu yüzden bu slogan, bir slogandan daha fazlası olarak, kadın dayanışması üzerine daha fazla tartışmayı gerektiriyor.

Tartışmaya alışıldık haliyle şöyle bir göz atarsak, tartışmanın iki keskin ucu varmış gibi görünüyor. Bunlardan biri; kadın dayanışmasının gerici kadınları da kapsamaktan kaçınamayacağı dolayısıyla bu söyleme, Ortodoks Marksist cephede yer olmadığını iddia eden ve Ortodoks Marksizmi böyle sanan yaklaşım; diğeri ise tamamen sınırsız bir kız kardeşlik tanımlayan feminist yaklaşımdır. Öncelikle tartışmanın sosyalist olma iddiasındaki tarafına ve kadın dayanışmasının gerekliliği üzerine kısaca değinelim.

Kapitalist ve ataerkil sistem için kadın dayanışması en başından beri engellenmesi gereken bir tehlike olagelmiştir. Bundan dolayıdır ki geçmişin mitolojik hikâyelerinden bugünün televizyon programlarına, dizilerine kadar her yerde kadınların bir araya geldiğinde birbirini yediği, sürekli birbirlerinin dedikodusunu yapıp kuyularını kazdığı fikri yerleştirilmeye çalışılır. Televizyonlarda birlikte hareket eden, birbirlerini anlamaya çalışan kadınları bırakın, hepsinde bir erkek uğruna birbirlerini yiyen ya da moda piyasasına uygun giyinmedikleri gerekçesiyle birbirlerini yerin dibine sokan kadınlar vardır. Daima, kadın kadının kurdudur, algısı ayakta tutulmaya çalışılır. Çünkü sistemin işine gelen kadın tipolojisi budur. Türkiye’de ise bu tipoloji, AKP’nin işine iki kere gelmektedir. Çünkü bir araya gelince tehlikeli olan, baskı uygulanan ve kontrol altında tutulmaya çalışılan her muhalif güç gibi kadınlar da bir şekilde parçalanmalıdır. AKP attığı her adımda kadın mücadelesinden korktuğunu göstermektedir. Kadın dayanışmasının parçalanması siyasal islamın işine gelen erkeğin boyunduruğunu kabul eden kadın algısının oluşturulmasıdır. Tacize uğradığında diğer kadınlara bunu söylemekten çekinecek kadın, siyasal İslam için bunu diğer kadınlarla birlikte çözecek olan özgüvenli kadından çok daha kullanışlıdır.

Bu bahsettiğimiz ilk yaklaşımın ise bunlarla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu yaklaşımda süper ligin yanındaki amatör küme kadar önemsiz olan kadın mücadelesine dair bugün de, yıllar önce de söylenebilecek olan birkaç süslü sloganvari cümle yeterlidir. Kadınların özgüven kazanması, deneyimlerini birbirine aktarması, ortak hareket edebilmesi gibi sorunlar, zaten inilmesi gerekilmeyen, ince ayrıntılardır.

Peki ya diğer yaklaşım? Bütün kadınların kız kardeşliğini, sınırsız bir kadın dayanışmasını savunan feminist yaklaşım?

Bu yaklaşım, gerici kadınları da(daha tatlı bir isim olarak muhafazakâr kadınlar)  kadın dayanışmasının bir parçası, kadın mücadelesinin bir öznesi olarak görmesinden kaynaklı, sıkıntılıdır. İkincisi ise buna bağlı olarak hem bu kadınları kaybetmemek hem de erkek şiddetini, ataerkiyi; AKP, siyasal islam gibi onlar için dar sayılan alanlara hapsetmemek adına politik bir dil tutturmamaları açısından sıkıntılıdır denebilir.

Türkiye’de kadın düşmanlığı AKP’nin en önemli silahlarından biri haline gelmiştir ve artık AKP ile özdeşleşmiştir. Kadınların nihai kurtuluşu ise AKP diktatörlüğünü devirmediğimiz sürece mümkün değildir. Hal böyleyken gericilik demeden AKP demeden sadece soyut bir erkek şiddeti belirterek vereceğiniz mücadelenin bugün Türkiye’de hiçbir gerçekliği kalmamıştır. Bugün birçok genç kadın muhalifleşme, politize olma yolundaki ilk adımını AKP’nin kadın düşmanı gerici uygulamalarından duyduğu öfke ile atarken AKP’nin hedef gösterilmediği bir kadın mücadelesi güncellikten uzaktır. Tıpkı ilk yaklaşımda bahsettiğimiz, kimi sosyalist çevrelerin süslü klasik sloganları bugünden otuz yıl öncesinde de kullanıldığı gibi bugün gericilik yerine soyut bir erkek şiddetini hedef gösteren feminist dil de bugün kullanıldığı gibi otuz yıl öncesinde kullanıldığında da sırıtmayacaktır. Ama bugün siyasal İslam tarafından hedef tahtasının tam ortasında duran kadınların ihtiyacı olan politize edilmiş bir kadın mücadelesidir. Şortlu kadına minibüste tekme atan erkeğin AKP yandaşı çıktığı ve “Her şey İslam hukukuna uygun oldu.” ifadesini verdikten sonra serbest bırakıldığı ülkede ise bu çok kolaydır. 

Politize olamamış, sadece tüm kadınları kapsamayı hedefleyen; gericilik yerine bugün için yetersiz ve soyut kalan bir erkek şiddeti tanımını koyan, 15 Temmuz’da sokağa çıkan kadından kahraman yaratmaya çalışan kadın dayanışmasının hiçbir işlevi yoktur. Bu işlevsizliği de kadın mücadelesinden çok gericilerin işine gelmektedir. Bizim için kadın dayanışması demek kadınların yararına kadınların oluşturduğu dayanışmadır. Kadınları karanlığa hapsetmeye çalışan bu gericiliği ezip geçecek olandır. Bu hususta tecavüz eden erkek kadar tecavüz edilen kadın dekolte giydiği için tecavüzcüyü haklı bulan gerici kadınla da kavga edecek olandır. Soyut bir erkek şiddeti yerine gericiliği, AKP diktatörlüğünü hedef alacak olandır.

İşte bu noktada yazıda bahsedilen iki yaklaşım tartışmanın iki zıt ucu gibi görünse de güncellikten, gerçeklikten uzak kalma; siyaseten boşa düşme ve siyaset yapmaktansa kendini muhafaza etmeyi tercih etme noktasında buluşmaktadır. Birbiriyle kavgalı ve zıt söylemlerde bulunan bu iki yaklaşımın güncellikten uzak kalma noktasında buluşması ilginç ama siyasetin bir gerçeğidir.

Bizim ise tutumumuz net. Kadın dayanışmasından anladığımız kadınların yararına kadınların oluşturduğu ve bu gericiliği ezip geçecek olandır. İşte bu yüzden “Yaşasın kadın dayanışması” ya da “Gelsin baba gelsin cop” dedikten sonra muhatabımız belli olsun diye “Kadın düşmanı gerici AKP” ve “Fetvanız batsın, kadınlar yaşasın” diye haykırırız.

İlgili Haberler