Osmangazi Mimarlık öğrencilerinin kulübü Kayıt-sız ile röportaj

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Mimarlık öğrencilerinin kurduğu Kayıt-sız’la bir röportaj gerçekleştirdik.

Genç Gazete’den Serkan Arslan, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde faaliyet gösteren Kayıt-sız kulübüyle bir röportaj gerçekleştirdi. Merkez kampüse uzak bir yerleşkede oldukları için destek alamadıklarını söyleyen ve çoğunlukla Mimarlık 1. ve 2. sınıf öğrencilerden oluşan Kayıt-sız kulübünün röportajının tamamı şu şekilde:

Kayıtsız, bize biraz kendinizi tanıtır mısınız ?

Bizler üniversitemizin unuttuğu kendi kendimize bir şeyler yapmaya çalışan geleceğin mimarlarıyız. Üniversitemizin unuttuğu çünkü ana kampüsün çok dışında farklı bir yerleşkedeyiz. Tek bir güvenliğin olduğu, daha yeni de olsa güzel sanatlar bölümünün de gelmesiyle biraz daha kalabalıklaşan bir yerdeyiz. Mimarlık öğrencileriyiz biz. Genellikle 1. sınıf ve 2. sınıflardan arkadaşlarla bir araya gelerek kurulan bir kulüp Kayıtsız.

Neden Kayıtsız? Kulüp olarak neler yaparsınız, amacınız nedir?

Kendi aramızda toplandık ve ne olsun derken kayıtsız olsun dedik. (Kulübü kuran arkadaşlar kayıtsızı bulmak için uzun toplantılar düzenlemişler ve büyük düşünsel süreçten sonra bu isme karar vermişler) Her sene nisan ayında fakültemizde yapılan bir festival var. Bizde kendi aramızda bunun devamını sağlayabilmek için ve nisan ayına kadar da etkinlikler yapıyoruz. Konferanslar veriyoruz ve genel olarak film izleme etkinliği yapıyoruz. Geçen sene kurulduğumuz için bu dönem fazla etkinlik yapamasak da film gösterimleri ve gezi düzenledik. İstanbul’a bir tür mimari gezi olarak, hem de İstanbul’u gezebilmek için.

Film gösterileri ilginçmiş gerçekten. Peki ne tür filmleri gösteriyorsunuz? Bakılacak olursa Good Bye Lenin filmini de izletmişsiniz. Yani amacınız nedir bu gösterilerde?

Yani genel amacımız sadece kendi toplumumuzda değil, diğer tüm toplumlardaki mimari yapıları ve bu yapıların tarihlerini göstermek. Birazda toplumdaki mimari yapılarda ekonomik yapının da etkisi olduğunu düşünüyoruz ve bu nedenle mimari yapılarda da etkisi olduğu için fakültemizde okuyan arkadaşlarımıza bunların aktarımını yapmak istiyoruz. Good Bye Lenin filminin izletmemizin nedeni de sosyalist yapıdaki devletlerin de mimarilerini incelemek ve daha sonrasında kendi aramızda nasıl olmalı doğrularını ve yanlışlarını aramızda tartışmaktı. Nitekim gerçekten güzel oldu. Hocalarımızda bize destek veriyorlar. O dönemin savaş izleri , Almanya’nın ikiye bölünmesi ve Berlin Duvarı gibi konularda bilgi sahibi olduk ve kendi aramızda çok güzel tartışmalar yaptık. Bundan sonra da film gösterilerimiz devam edecek tabi ki.

IMG_43223967150799

Ne kadar güzel. Peki kulüp olarak rektörlük tarafından destek alabiliyor musunuz ?

Hayır tabi ki de. (Buraya direkt ‘hayır tabi ki de’ diye başlamasak da olur. Maddi olarak destek alamıyoruz ancak okul afişlerimizi çıkartıyor, ikram yolluyor çay-kahve-kuru pasta vs.) Çünkü daha öncesinde de bahsettiğim gibi ilk nedeni fakültemizin ana kampüsten ayrı olması nedeniyle irtibatımız hiç yok. Gerçi olsa da okulumuzda imkanlar kısıtlı. Kulüplere destek verilmiyor pek fazla. Kendi fakültemizde biz bize olduğumuz için bu konuda şanslıyız. Dekanlarımız, hocalarımız bize hep destek veriyorlar. Yani şunu söylemek gerekir kendi konferans salonumuz dahi yok. Fakültemizin orta kısmı boş olduğu için orasını konferans salonu gibi kullanıyoruz. Masa sandalye atarak , konuşmacılarımızı orada ağırlıyoruz. Merkez kampüste bir konferans salonu ayırmaya çalışsak bir sürü prosedür ve bir sürü sorun. Şu anlık halimizden memnunuz açıkçası. Rektörlüğü çok fazla işin içerisine dahil etmiyoruz , bölüm başkanımız ve hocalarımız bize her konuda destek veriyorlar.

Nasıl yani konferans salonu yok derken ? Peki okuldaki şartlarınız nasıl ?

Şunu söylemek gerekirse daha sene başına kadar internetimiz yoktu. Yan tarafımıza hemen güzel sanatlar fakültesi yapıldı , bizleri oraya gönderiyorlar internet bağlantısı için. Bilirsiniz mimarız biz , çizimle uğraşırız , birçok proje yapmamız gerekiyor ve bazen sabahlara kadar çalışmamız gerekiyor. Nitekim buna rağmen çalıştığımız salonda masa ve sandalyeler çok rahatsız. Çok fazla dayanamıyorsunuz bu duruma ama dediğimiz gibi rektörlüğün bu tarafı düşündüğü pek söylenemez.

Bazen kendimizi diğer üniversitelerdeki mimarlık bölümüyle karşılaştırıyoruz ama durum hiç iç açıcı değil. Onlar her şeye sahipken bizler bazı araç gereçlerimizi bile dışarıdan kendimiz almak zorunda kalıyoruz.

Çok zor şartlar altında okuduğunuzu söylemek gerekir. Peki okul yönetimi hakkında ne düşünüyorsunuz ? Yani okulda olan olaylar karşısındaki tutumları, yemekhane olayları ve yemeklerin kalitesizliği hakkındaki düşünceleriniz nelerdir ?

Yani okul yönetimi hakkında pek çok şey söylenebilir. Daha 2 sene öncesinde yemekhane eylemleri yapıldı okulumuzda. Bu eylemlere karşı rektörlük sadece geçiştirici sonuçlar alındı. Ve şimdi gelinen nokta iki sene öncesiyle farklı sayılmaz doğrusu. Hala yemekler kalitesiz, hangi şartlar altında yapıldığı belirsiz, içlerinden her şey (böcek gibi) çıkabiliyor. Kendi yemekhanemiz var fakat o da öğlen 13.30 da kapatılıyor akşam yemeği verilmiyor. Ücret çok fazla, kalite az. Okulda çok fazla eksik var. Mimarlık öğrencisiyiz biz ama okulda rahatça projelerimizi yapamıyoruz, yapsak da bir proje odamız dahi yok malzemeleri kendimiz ediniyoruz.

Eğitim nasıl peki? Bunca eksiğe rağmen nasıl eğitim alıyorsunuz?

Bunca eksiğe rağmen eğitimimizin iyi olduğunu söyleyebiliriz. Daha önce de birçok defa bahsettiğim gibi hocalarımız bu konuda çok iyiler. Bizden sürekli farklı projeler istiyorlar. Bizlerden derslerin ilk zamanlarında öğrendiğimiz her şeyi unutmamızı istiyorlar. Çünkü bize farklı bir bakış açısı yaratmaya çalışıyorlar bu da aslında bizim istediğimiz gibi bir eğitim. Toplum tabanına bakacak olursak mimarlık hakkında çok fazla bilgisi yok insanların, toplumun tamamında estetik algısı var. Hocalar bazen bizden Da Vinci olmamızı istiyorlar neredeyse. Bir mimarın bir çok konuda fikri olması isteniyor. Evet ama biz mimarız yani, hocalar bize çok yüksekten bakıyorlar. Fakültemizdeki hocalarımız gerçekten bu konularda öyle değiller. Bizlere çok iyi davranıyorlar. Nedenini sorarsanız, fakültemizin diğer kampüslerden çok ayrı olması diyebiliriz, baskı biraz daha az bizim oralarda.

Biraz da ülkeye dair konuşmak gerekirse geleceğin mimarları olarak ne söylemek istersiniz?

Yani birçok mimari yapının yıkıldığını görüyoruz. İktidarın para hırsı yüzünden bir çok facia başımıza geldi. Soma, Ermenek faciaları bunların sadece birkaçı. Kendi okuduğumuz şehirde de Kılıçoğlu sineması yıkıldı. Engel olamıyoruz bunlara. Fakat bu böyle olmaz, bizlerin bunlara karşı ses çıkarması gerekiyor. Biz geleceğin mimarları olarak, toplum tabanında sanatçı olarak bu yıkımlara dur demeliyiz, diyeceğiz.

İlgili Haberler