Sebepleri geçersiz kılmak ya da AHBAP sendromu

 

AHBAP Haluk Levent’in öncülüğünde kurulmuş bir dayanışma ağı. Nerede insanın vicdanını yaralayan bir şey varsa orada oluyorlar. İş kazasının sakat bıraktığı bir işçiden yangınların çıplak bıraktıkları arazilere, tacize uğrayan bir kadından ilaç bulamayan bir hastaya kadar. Birçok “sıkıntı”nın çözümü oluyorlar. Ne de iyi dokunuyorlar insanların hayatlarına.

Ama.

Bir şeyi açıkça söylemeliyiz. Ayağınız takılıp yere düştüğünüzde bir yeriniz kanamaya başladığı zaman ilk önce yapmanız gereken kanamayı durdurmaktır. Kanama devam ederken, hastanın başına gelip “durduktan sonra biz burayı çok güzel yapacağız” demenin bir anlamı yoktur. Çünkü o kanama hastayı-insanı öldürebilir. Nasıl durursa dursun, kim durdurursa durdursun ama bir dursun bak sen nasıl eskisi gibi koşup oynayacaksın. Nasıl güzel olacak bacağın, yine ne güzel adımlar atacaksın demenin anlamı yok. Anlamı olmadığı gibi gerçekliği de kaçırmakta, o gerçeğin sebeplerini geçersiz kılmaktadır.

İzmir’de yangın çıktıktan bu yana kaç gün geçti? Nasıl başladı? Nerelere yayıldı? Kimler müdahale etti? Kimler müdahale etmedi? Bu yangına müdahale edecek kurumlar nerede? Bu kurumlar özelleştirildi mi? Bakanlık açıklamaları tatmin ediyor mu? Vatandaşlar bu süre içerisinde ormanlarını kaybetmek istemiyorsa ne yapmalı?

Bu sorular kanamayı durdurabilir. Baskı unsuru oluşturabilir. Yeni kanamaları da engelleyebilir.

Ama daha yangın devam ederken fidan kampanyası başlatmak, biz buraları çok güzel ağaçlandıracağız demek o yangının çıkış sebeplerini ve yanma sürecini unutturur. Burada sorumluların hareketlerini unutturur. Bir daha yanmaması için ne önlem alınması gerektiğinin üzerini çizer, önemsizleştirir.

İşin özü: soru sormaktan kaçmamak gerekir. Soru soranları geçiştirmemek, soruları ve işaret ettiklerini önemsizleştirmemek gerekir.

Aynı şekilde sermaye sahibinin çalışma ortamı için işçi sağlığı ve iş güvenliğini bir maliyet unsuru olarak görmesi ve işyerinde gerekli önlemleri almaması durumunda oluşan bir kaza sonucunda ne yapmak gerekir? Yeni iş kazaları ve cinayetleri ile karşı karşıya kalalım ve toplum olarak hepsine yardım etmeye mi çalışalım yoksa sorunun nedenleri üzerinde düşünüp kanamayı mı durduralım?Tedavi olsun, yardım edelim elbette ama neden olduğunu da sormayalım mı? Yoksa bir sermayedarın açtığı yarayı öbür sermayedara gösterip bak ne kadar kötü olmuş, uf olmuş gel de şuna bir üfleyelim mi diyelim?

Geçmişte de mutlaka vardır ama günümüzde, belki bilinir de olduğu için, bu şekilde adlandırmak gerekebilir: Sebepleri geçersiz kılmak ya da AHBAP sendromu. Neden olduğu ve nasıl geliştiği ile ilgilenmeden sonucu düzeltmeye çalışmak. Hatta daha devam ederken sürecin kendisini önemsizleştirip sonucu anlatmak.

Hadi ağzımızdaki baklayı da çıkaralım: siyasetler üstü bir dayanışma platformu kurmaya çalışmak. Kimler kimler istedi de olmadı o işler. Şimdi de olmayacak demiyorum. Belirsiz bir geleceğe işaret etmiyorum. Direkt olarak söylüyorum: olmuyor diyorum. Çünkü bu yapılanın kendisi bizzat siyasettir, siyasetin de bir tarafına düşer. Kurum ya da kişi ve kişiler ne kadar aksini iddia etseler de durum budur.

Peki, her şeyi AHBAP’tan bekleyen ya da bu tür platformlardan bekleyen kişilerin hiç mi suçu yok? Demeye de dili varmamış ama şöyle bitirmiş şair: “Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.”

İlgili Haberler