Şili halkı uyanıyor: “Kendi geleceğimizin temellerini inşa edeceğiz!”

Şili’de metro ücretlerine yapılan zam nedeniyle başlayan eylemler devam ediyor. Gösterilerin ilk gününden beri aktif olarak eylemlere katılan serbest belgesel fotoğrafçısı Luis Pineda Rebolledo, halkın uyandığını vurgulayarak, “Bir daha unutmamak üzere kim olduğumuzu hatırladık. Şili’de ilk defa kendi geleceğimizin temellerini inşa etme fırsatımız var.” dedi.

Genç Gazete

Metro ücretine yapılan zam nedeniyle Şili’de yaklaşık bir aydır süren eylemler devam ediyor. Şili halkı metro ücretine yapılan zam ile sokağa çıksa da artan yaşam maliyeti, düşük ücretler, eğitim hakkı ve halk sağlığındaki durumu da protesto ediyor. 14 Ekim’den bu yana süren gösteriler nedeniyle başkent Santiago’da olağanüstü hâl ilan edildi. Cumhurbaşkanı Sebastián Piñera ise ordunun kente girmesine izin verdi. Gösterilerde eylemciler Piñera’nın istifasını da talep etmeye başladı. Eylemlerin devam ettiği bugünlerde Genç Gazete olarak Şili’nin başkenti Santiago’da yaşayan ve gösterilerin ilk gününden beri aktif olarak eylemlere katılan serbest belgesel fotoğrafçısı Luis Pineda Rebolledo ile görüştük.

Sermayenin ve neoliberalizmin Şili’nin kırsal bölgelerinde yaşayan insanlar üzerindeki etkisiyle ilgili çalışmalar yapan Rebolledo, Şili’deki olayları anlatırken devletin sağladığı basit hizmetlerin halk ile devlet arasındaki ayrışmayı körüklediğini vurgulayarak, “Sağlık sistemi iyi işlemiyordu, bu da halkın sağlık hizmetlerine erişimi için uzun süreler beklemeleri anlamına geliyordu. İnsanlar sağlık hizmeti beklerken hayatlarını kaybediyorlardı.” dedi. Halk arasında emekliliğin sefillikle özdeşleştiğini ifade eden Rebolledo, “GYSİH yaklaşık 13.991 Euro iken, asgari ücret yalnızca 359 Euro.” dedi. Cumhurbaşkanı Sebastián Piñera’nın Şili’nin en zenginlerinden olduğunu belirten Rebolledo, “Piñera iktidara geldiğinden bu yana, yapılan vergi düzenlemeleri gibi zenginlerin işine yarayacak birçok politika uyguladı.” diye konuştu. Şili’de halkın uyandığını vurgulayan Rebolledo, “Bir daha unutmamak üzere kim olduğumuzu hatırladık. Şili’de ilk defa kendi geleceğimizin temellerini inşa etme fırsatımız var.” dedi.

Rebolledo’nun sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

Valparaiso halkı 27 Ekim Pazar günü yapacakları yürüyüş öncesi toplanıyor. (AHI/Luis Pineda)

Şili’de başlayan eylemlerin doğuşunu anlatır mısınız?

Protestolar lise öğrencilerinin Santiago’daki metro ücretlerine yapılan zamma tepki göstermesiyle başladı. Zam aslında cüzi bir miktar sayılabilecek 30 pesoydu (yaklaşık 0.22 TL). Ama insanlar için bu bardağı taşıran son damla oldu. Biraz daha geçmişe gidersek neoliberal ekonomi politikalarının uygulandığı ilk yer Şili. Neoliberal ekonomi modeli Avusturyalı Friedrich von Hayek ve Şikago Üniversitesi’nde profesör olan Milton Friedman tarafından tasarlandı. 1950’lerde Şili Katolik Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü etkilediler ve bazı öğrencileri Şikago’da eğitim görmeleri için davet ettiler. Bu öğrenciler daha sonra “Chicago Boys” olarak anıldılar. 1973’te dünyanın ilk seçilmiş demokratik sosyalist hükümeti olan Salvador Allende hükümeti darbeyle indirildi. Richard Nixon başkanlığındaki ABD, bu darbeyi CIA aracılığıyla organize etmişti.

Augusto Pinochet diktatörlüğünün demokratik hakları kısıtlamasıyla birlikte 1980’lerin başında Şikago teorisini baz alan yeni bir anayasa yaptılar. Bu yeni anayasada şu an kullanılan modelin ilkelerini belirlediler. Bu model özel teşebbüslerin ekonomi ve endüstrinin her alanına müdahale edebileceğini ve devletin hiçbir şekilde müdahil olmaması gerektiği düşüncesine dayanıyor. Şili halkının temel haklarının çoğunu kaybetmesinin sebebinin altında bu düşünce var. Şili dünyada suyun dahi özelleştirildiği ve devlet kurumları tarafından temin edilmediği ilk ülke oldu. Kamuya ait olan benzin, enerji, telekomünikasyon, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, yollar, limanlar, havalimanları, hapishaneler ve daha fazlası 1980’lerden bu yana özelleştirildi. 1990’lardan günümüze iktidara gelen demokratik hükümetler de özelleştirmeleri aynı şekilde devam ettirdi. Özelleştirilmeyen tek büyük şirket, dünyadaki en büyük madencilik şirketi olan Şili Bakır Madencilik Şirketi CODELCO idi.

Eylemciler Mapuçe bayrağı sallıyor, 24 Ekim Perşembe. (AHI/Luis Pineda)

“Şili’de insanlar sağlık hizmeti beklerken hayatını kaybediyordu.”

Devletin sağladığı basit hizmetler halkla devlet arasındaki ayrışmayı körükledi. Sağlık sistemi iyi işlemiyordu, bu da halkın sağlık hizmetlerine erişimi için uzun süreler beklemeleri anlamına geliyordu. İnsanlar sağlık hizmeti beklerken hayatlarını kaybediyorlardı. Sosyal güvenlik hizmetleri ve yerine getirilmeyen iyi şartlarda emeklilik vaatleri özel bir sistemle değiştirildi. Bugün emekli olan erkekler ortalama 382 Euro, kadınlar ise ortalama 229 Euro maaş alıyorlar. Çoğu durumda emeklilik maaşı 60 Euro’nun altına düşüyor. Bu yüzden halk arasında emeklilik sefillikle özdeşleştiriliyor. Kişi başına düşen GYSİH yaklaşık 13.991 Euro iken, asgari ücret yalnızca 359 Euro. “Şili Mucizesi” olarak adlandırdıkları şey yabancı ve çokuluslu sermaye akışına açık, istikrarlı büyüyen bir ekonomik model. Asıl gerçek ise şu; “Feda Bölgeleri” olarak adlandırdıkları arazilerin bütün doğal kaynaklarını sömürmek, buralara vahşi müdahalelerde bulunup doğaya zarar vermek, yani sermayenin çıkarlarını toplumun çıkarlarının üzerinde tutmak. Bu model zenginler açısından bakıldığında çok kârlı. Boston Consulting Group’un açıkladığı “Global Wealth 2019” verilerine göre 140 kişinin mal varlığı tüm insanların varlığının %18,1’ine eşit. Şili ise OECD rakamlarına göre dünyadaki en kötü gelir dağılımına sahip ülke.

“Son 30 yılın sosyalist ve merkez sol iktidarları neo-liberal modeli meşrulaştırdı.”

Geçen yıllar boyunca eşitsizlik yaratan politikaların değişmesi ve reform için sürekli protestolar yapıldı. Bazı haklar kazanıldı fakat anayasa statükoyu sürdürecek güçlü mekanizmalara sahip olduğu için yapısal reformların gerçekleştirilmesi zor oldu. Genel olarak son 30 yılın sosyalist ve merkez sol iktidarları neo-liberal modeli meşrulaştırdı, devleti bağımlı hale getirdi, eşitsizliği artırdı. Bu, Şili’nin en zenginlerinden biri olan Sebastian Piñera’nın ikinci kez iktidara gelişi. İktidara geldiğinden bu yana, yapılan vergi düzenlemeleri gibi zenginlerin işine yarayacak birçok politika uyguladı. Son birkaç ay içinde bakanlar basın tarafından halkın taleplerinin yöneltildiği sorulara umursamaz cevaplar verdiler. Enerji ve ulaşım ücretlerinin düşürülmesi başlıca taleplerdi. 7 Ekim günü ulaşım ücretlerine zam gelmesinden sonra lise öğrencileri, halkı metroya kaçak geçmeye davet eden çağrılar yapmaya başladılar. Kaçak geçişler kitlesel olarak 14 Ekim’de başladı. Hükümet ertesi gün buna polisle cevap verdi ancak bu tepkiyi daha da arttırdı. Lise öğrencileri polisin varlığıyla ya da baskısıyla durmadılar.

Ordu, 22 Ekim Salı günü eylemcilerin ilerlemesini durdurdurmak için tedbir alıyor. (AHI/Luis Pineda)

“19 Ekim’de sokağa çıktığımızda karşımızda asker vardı.”

Ayın 18’ine gelindiğinde metro istasyonları eylemcilerle dolup taşmıştı ve devlet seferlerini durdurmaya başladı. 5 milyondan fazla insanın yaşadığı bir kentte bu kaosa yol açtı doğal olarak. İnsanlar işyerlerinden evlerine saatlerce yürümek zorunda kaldılar. Halk şehir merkezinde yoğunlaşmaya başladı ve bir enerji şirketinin binası ateşe verildi. Gece metro istasyonlarına sabotaj eylemleri oldu. 20’den fazla istasyon ateşe verildi. Birçok süpermarket yağmalandı, bankalar ve idari binalar da ateşe verildi. O gece hükümet orduyu Santiago’ya çağırdı, polis ekipmanları güçlendirildi, sokağa çıkma yasağı ve sıkıyönetim ilan edildi. 19’u sabahında sokağa çıktığımızda karşımızda asker vardı. Ancak bunların pek fayda ettiği söylenemez. Ülkenin diğer şehirlerinde Santiago’yla dayanışma adına barikatlar kuruldu. Yağmaların yanında binaların, bankaların ve metro istasyonlarının ateşe verilme eylemleri devam etti. Toplamda 136 metro istasyonu bulunan Santiago’da, beş günün sonunda 80 istasyon tamamen kül olmuş durumdaydı. 300’den fazla süpermarket kullanılamaz hale geldi ve geceleri asker devriyeleri başladı. 25 Ekim’e geldiğimizde ise 2 milyondan fazla insan yeni bir anayasa için Santiago sokaklarındaydı.

 

“Piñera’nın orduyu devreye sokması ve OHAL ilan etmesi bize Pinochet diktatörlüğünü hatırlattı.”

BBC’ye bir röportaj veren Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera, eylemcilerin talebini hatırlatarak istifa edip etmeyeceğini soran BBC Güney Amerika muhabiri Katy Watson’a “Hayır” yanıtını verdi. Geçtiğimiz yıl Sebastián Piñera’nın seçilmesinden bu yana Şili’nin sağcı bir başkanı var. İktidar bu eylemliliklere nasıl yaklaştı?

Sebastian Piñera hükümeti protestoları baskı derecesini artırarak sona erdirebileceğini düşündü. Protestolara öğrencilerin öncülük ettiği dönemde etkisini azalarak biteceğini düşünerek fazla dikkate almadı. Piñera, Şili’nin Güney Amerika ülkeleri arasında adeta çölde bir vaha ve istikrar abidesi olduğunu düşünüyordu. Bu sene Şili’de yapılması planlanan ve başkanlığını Piñera’nın yaptığı APEC (Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği) zirvesi protestolar sebebiyle iptal edildi. Piñera ülkesinin durumuna çok güvendiği için diğer üye ülkeler tarafından suçlandı. Öğrenciler artan metro ücretleri için protesto çağrısı yapmaya başladığında gelmekte olanı görememişti. Ücretleri azaltarak tansiyonu düşürebilirdi fakat bir hafta kadar süren öğrenci eylemlerine rağmen bunu yapmadı. Metro istasyonlarının yakıldığı ve eylemlerin şiddetlendiği gece orduyu olağanüstü hâl ve sokağa çıkma yasağı ilan etmeye çağırdı. Bu bize 1980’lerdeki Pinochet diktatörlüğünün en kötü günlerini hatırlattı.

Asker, adalet sarayını koruyor. Hükümet 19 Ekim Cumartesi sabahı orduya stratejik bölgeleri koruma ve müdahale etme yetkisi verdi. (AHI/Luis Pineda)

“Askerlerin şehre inmesi ilk geceden ölümlere yol açtı.”

Askerlerin şehre inmesiyle birlikte kontrolsüz güç kullanımı daha ilk geceden ölümlere yol açtı. 20 Ekim Pazar günü televizyonda Piñera dış güçleri kast ederek, “Güçlü bir düşmanla karşı savaşıyoruz.” deyip açıkça halka karşı savaş ilan etti. Daha sonrasında dış müdahale olduğuna dair sunulan belgelerdeki bilgilerin asparagas olduğu ortaya çıktı. Halka savaş açtığını söylemesinin ardından askerin müdahalesi daha da sertleşti. 23 ölüm, binlerce yasadışı gözaltı, gücün kötüye kullanımı, yaralanmalar, işkence, adam kaçırma, çoğu genç erkek ve kadınlara olmak üzere tecavüz ve cinsel şiddet vakaları oluştu. Protestoların başlangıcından beri öldürücü olmayan silahlardan çıkan mermilerden 197 kişi en az bir gözünü kaybetti. Şimdiden son 27 yılda dünyada yaşanan olaylarda gözlerini kaybeden insanların yarısından fazlasını oluşturmuş durumda. Filistin- İsrail Çatışması da dahil buna. Piñera eylemleri ciddiye almadı ve müdahale etmekte geç kaldı. Röportaja verdiği cevap da bununla alakalı.

“İnsanlar geçmiş 30 yıllık eşitsizliğin deyim yerindeyse ‘acısını çıkarıyorlar’.”

Dünya günlerdir Şili’yi izliyor. Peki, eylemler nasıl bu kadar gelişti, genişledi?

Öncelikle eylemlere katılanların farklı motivasyonları olduğunu görmek gerek. Eylemcilerin bazıları ideolojik gerekçelerle hareket ederken bazıları salt öfkeyle hareket ediyor. Eylemler başlangıçta öğrencilerin Instagram ve Facebook üzerinden mimler ve birtakım görseller paylaşmasıyla yayılmaya başladı. Sokaklarda “Ödemeyin!” yazan grafitiler hızla yayılmaya başladı. Medya -yanlışlıkla olsa gerek- öğrencilere uygulanan polisin şiddetini insanlara gösterdi ve eylemciler yurttaşların sempatisini kazanmaya başladı. Bazı istasyonların kapatılması ve polislerin gençlere tepkisi, yetişkinleri de eylemlere dahil etti ve günden güne kaos artmaya başladı. Spontane bir şekilde insanlar geçmiş 30 yıllık eşitsizliğin deyim yerindeyse “acısını çıkarıyorlar”.  Sokaklardaki “30 peso değil, 30 yıl” yazan grafitilerden de bunu anlayabilirsiniz.

Şili uyandı’ cümlesi herkesin dilinde.”

Sokağa çıkma yasağı ilan edildikten sonra, mahallelerden insanların tencere ve tavalarıyla ses çıkararak protestolara destek vermeye çalıştığını gördük. Bu ses zamanla her gün batımında şehir manzarasının ve yürüyüşlerin bir parçası haline geldi. Ayrıca mahallelerde yağmaya ve polis şiddetine karşı her türlü tehlikeye rağmen halk barikatlar kurmaya başladı. Hatta bazı insanlarımız buralarda yaşamını yitirdi. Yurttaşlar can kayıplarından, şehrin altyapının zarar görmesinden ve işlerine gidememekten dolayı gerçekten üzgünler ancak bu eşitsizliği yaratan sistemin değişmesi için bunların gerekli olduğunu biliyorlar. İnsan hakları ihlalleri de artık eylemlerin sebeplerinden biri haline gelmiş durumda. Geride kalan 3 haftada gerçekleşen eylemlerde insanlar bir şeylerin değişeceğine inanmaya başladılar ve “Şili uyandı” cümlesi herkesin dilinde. Halk, ülkenin yitirmiş olduğu saygınlığını geri kazandığını düşünüyor ve kolay kolay da bundan vazgeçecek değil. İnsanlar her gün “cabildos” adı verilen meclislerde yeni yapılacak olan anayasayı tartışıyorlar. Şili’de yaşananlar gerçekten devrimci. Sonunda, 10 Kasım akşamı sağcı hükümet henüz parlamentoda görüşülmeyen bir mekanizma veya metodoloji üzerine anayasayı değiştirmeye karar verdi. Halk herkesin dahil olabileceği bir kurucu meclis kurulmasını istiyor.

Santiago Wanderers futbol takımı taraftarları, 27 Ekim Pazar günü Valparaiso caddesinde yürürken. Vina del Mar ve çevresinden protestocuların da katılımıyla kentin en büyük yürüyüşü haline geldi. (AHI/Luis Pineda)

“Hong Kong ve Şili’de yaşananlar birbirinden çok farklı.”

Hong Kong’daki eylemler hakkında ne düşünüyorsunuz? ABD ve Avrupa merkezli medya Şili’den daha çok Hong Kong’la ilgileniyor gördüğümüz kadarıyla.

Bence Hong Kong’da yaşananların sebebi, Barcelona ve birçok diğer örnekte olduğu gibi otonomi isteği. Ancak Hong Kong ve Şili’de yaşananlar birbirinden çok farklı. Değişik gerçeklikler var ortada. Hong Kong’daki protestoların Çin’e karşı olması, bunun komünizme karşı sembolik bir savaş niteliğinde olduğunu düşünen kurumsal medya ve büyük haber ajanslarının dikkatini doğal olarak bir hayli çekiyor. Öte yandan, Şili neoliberalizmin gelişmekte olan ülkeler için sunduğu örnek. Liberal ekonomi okullarında yıllarca okutuldu. Şili’nin sosyal güvenlik modeli dünyanın birçok ülkesinde uygulandı, uygulanıyor da. Özelleştirmelerin doğuş noktası. Bu modelin artık çökmekte olduğu açıkça görülmeye başladı. Bu sebepten dolayı kurumsal medya ve “gelişmiş” ülkelerin büyük haber ajansları Şili’de yaşananlarla ilgilenmiyor. Bunu kendi ülkelerindeki insanların gündemlerine taşımak istemiyorlar. Şili’de neoliberalizmin yaşadığı şey aslında sembolik olarak reel sosyalizmin Berlin Duvarı’nın yıkıldığında yaşadığı şeye benziyor. Şili’den çıkan bu ses dünyanın her tarafında yankılanacak. İlgilenmiyor gibi gözükseler de her şeyin ipinin elinde olduğunu düşünenler Şili’yi yakından takip ediyor.

“Şili’de ilk defa kendi geleceğimizin temellerini inşa etme fırsatımız var.”

Sosyal medyada öne çıkan videolarda Victor Jara’nın şarkılarını ön planda görüyoruz. 11 Eylül 1973 günü Şili’de General Pinochet komutasındaki askerler tarafından kuşatılan Başkanlık Sarayı’nda bir avuç arkadaşıyla darbeye karşı direnen sosyalist Başkan Salvador Allende’ye ve sola büyük bir özlem olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bundan o kadar emin değilim. Victor Jara kendi başına da bir kahraman. İlk söylenen, Vietnam savaşından esinlenen, bağımsızlık ve anti-militarizm vurguları olan “El Derecho de Vivir en Paz” (“Barış İçinde Yaşama Hakkı”) şarkısıydı. Sokaklardaki askerler ve sokağa çıkma yasağı, devlet tarafından kaçırılıp işkence gören mağdurların anılarını tekrar gözleri önüne getirdi. Victor Jara direnişin ve manevi birliğimizin sesini temsil ediyor ve şarkıları sokaklarda yüreklerimizi dolduruyor. Şarkılarındaki ruhu tekrar canlandırmalıyız ve bir daha hiçbir şeyin şimdiki gibi olmayacağına inandırmalıyız kendimizi. Bence tarihimizin çok önemli anlarından birindeyiz. İlk defa kendi geleceğimizin temellerini inşa etme fırsatımız var. Ayaklarımızı yere basarak, geleceği düşleyip geçmişi görerek…

“Büyük Tiran” Birahanesi ve protestolara giden insanlar. (AHI/Luis Pineda)

“Bir daha asla unutmamak üzere kim olduğumuzu hatırladık.”

Salvador Allende’ye özlemin çok ön planda olduğunu söyleyemem. Partilerin etkisi de çok değil. Birbirine tarihsel olarak rakip olan takımların taraftarları hep birlikte kendi bayraklarıyla yürüyorlar. Ayrıca en büyük yerli kültürümüz Mapuche bayrakları var her yerde. Şili bayraklarından bile yer yer fazla görülüyor. Hispanik öncesi dönemin izleri çok görüyoruz. Hispanik ya da askeri kahraman figürlerinin heykellerinin çoğuna zarar verildi ya da heykeller yıkıldı. Aynı zamanda halkın kimliğini hatırladığı bir dönemdeyiz. Bir daha asla unutmamak üzere kim olduğumuzu hatırladık ve bunu ifade ediyoruz.

“Partiler yeni bir anayasaya ihtiyacımız olduğu konusunda hemfikir.”

Şili’de günümüzde aktif olan sosyalist hareketlerin ve sendikaların eylemlere olan etkisi ne durumda? Eylemlerin nasıl devam edeceği konusunda bir öngörü var mı?

Biraz geç dahil oldular. İlk olarak toplumsal muhalefet ve insan hakları organizasyonları polis şiddetine karşı eylemlerde bulundu ve ihlaller için adli yollara başvurdular. Mecliste veya hükümette temsil edilen geleneksel siyasi partilerde bir meşruiyet krizi söz konusu. Hiçbirine güven duyulmuyor. Harekete öncülük edebilecek herhangi bir yapı ya da kişi şu an için yok. İnsanların da buna ihtiyacı varmış gibi görünmüyor. Frente Amplio (Geniş Cephe) ve PCC (Şili Komünist Partisi) şu ana kadar halkın taleplerini en iyi yansıtan politik yapılar. FA, mecliste yeni temsil edilmeye başlanan bir parti, PCC ise çok güçlü değil. Yine de bütün güçlerini kullanarak sokakta insanlarla birlikte kolluk kuvvetlerine karşı mücadele ediyorlar. Birkaç hafta önce yıllardır tartışılması geciktirilen çalışma saatleri yasası, parlementerlerin, bakanların, hakimlerin ve cumhurbaşkanının maaşını düşüren yasayı da onayladılar.

Artık bütün partiler yeni bir anayasaya ihtiyacımız olduğu konusunda hemfikir. Şu anki tartışma ise bunun nasıl olacağı üzerine. Hükümet bir “anayasa meclisi” oluşturulmasını önerirken muhalefet halkın yeni anayasanın yazılmasına bir şekilde dahil olması gerektiğini savunuyor. Görünen o ki hükümet gün geçtikçe nüfuz kaybedecek, eylemlerde sergilediği aşırı sağ refleksleri yüzünden halktaki meşruiyetini kaybetmeye devam edecek, polisin insan hakları ihlalleri acizliklerini dışa vuracak. Buna karşın tahminimce görevinden istifa ettirilen bakanları yargılayarak yırtmaya çalışacaklar. Önümüzdeki günlerde bunları izleyip göreceğiz tabii ki. Geçtiğimiz salı günü sendikalar ilk güçlü grev çağrısını yaptı. Muhtemelen ülke tarihinin en büyük grevi olacak. Limanlarda, gümrüklerde, hastanelerde, madenlerde, okullarda ve geriye kalan bütün sektörlerin dahil olduğu bir grev bekleniyor.

“Halk onurunu tekrar kazanmak istiyor.”

Son olarak eylemcilerim taleplerini genel olarak özetler misiniz? Şili halkı ne istiyor?

Şili, Nuevo Pacto (Yeni Anlaşma) üzerine konuşuyor. Kurucu Meclis’te inşa edilen yeni bir anayasa talep ediliyor. Halk, ulusal kaynakların ve sağlık, eğitim, yerel kültürlerin tanınması gibi hakların geri kazanılması sürecine dahil olmak istiyor. Halk onurunu tekrar kazanmak istiyor. Ayrıca halka silah doğrultulması emrini verenlerin yargılanması; öldürme, yaralama, sakatlama ve tecavüzlerden sorumlu olanların tutuklanması isteniyor. Şili halkı şu an hala mahkûm durumda ve biz istediklerimizi alana kadar da bu mahkûmiyet durumu sona ermeyecek.

 

 

 

İlgili Haberler