Toplumsal cinsiyet tartışmaları ve Marksist müdahale

Toplumsal cinsiyet rollerinin bugün hayatımızı ne kadar etkilediği tartışılamayacak bir gerçek. İçinde bulunduğumuz sistemin kendini dayatmakta bu rollerden nasıl yararlandığı da öyle… Bir diğer gerçek ise, bu alanda feminizmin etkin olduğu. Peki ya Marksizm? Marksizm bu alana müdahale edebilir mi? Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu yazı cevabın evet olduğunu kanıtlamak için yazıldı. (Tek tek konuşursak hiçbir Marksist’in buna toptan karşı çıkacağını söylemiyorum. Ancak bugün bu alanda ne kadar kısıtlı üretimimizin olduğu bu yazıyı yazma sebebidir.)
Toplumsal cinsiyet rolleri tartışmalarının önemli bir ayağı evrim teorisine dayanır. Malum, bugün kadınlara giydirilmeye çalışılan roller yüzyıllardır kadının biyolojik olarak daha naif, daha güçsüz olduğu iddialarıyla gerekçelendirilmeye çalışılıyor. Bunun karşısına konulacak en somut, en bilimsel tez ise evrim teorisi olmadan eksik kalacaktır. Marksizm’in doğuşunda Darwin’den etkilendiği ve bugün evrim teorisinin en öndeki savunucularının laiklik ve aydınlanma bayrağını elinden düşürmeyen Marksistler; evrim teorisini üniversiteye atölyeleriyle, dergileriyle, kulüpleriyle taşıyan Marksist öğrenciler olduğu da ortadayken evrim alanına yapacağımız çalışmalar toplumsal cinsiyet rolleriyle daha fazla ilişkilendirilmelidir.
Ya da kadın bedeninin metalaşmasını ele alalım. Oldukça yüzeyde kalacak bir şekilde kadının kapitalist sistemde bir cinsel metaya dönüşmek zorunda olduğunu hepimiz söyleriz. Bunun reklam sektörüyle doğrudan ilintili olduğunu da… Peki ya kadının kendi bedenine yabancılaşması, yani kendini sadece standartlara uygun bacaklar, Mango’daki 34 beden elbiseye sığmasını sağlayacak ölçüde bir bel ve dolayısıyla sürekli kesilmesi gereken bir iştahtan ibaret görmesi; işçinin kendi ürettiğine yabancılaşmasını, kendini sadece fabrikadaki çarkın bir dişlisi olarak görmesini açıklayan Marksizm sayesinde daha derinlikli tartışılamaz mı?
Yüzyılı aşkın süre önce, Marksizm bugünkü aile sisteminin bir özel mülkiyet ilişkisine dayandığını açıklamışken, yani aile sisteminin tek gerçek ve bilimsel çözümlemesini ortaya koymuşken, ailenin gizli bir kölelik kurumu olduğunu ve aslında aile ilişkilerinin erkeğin kadını ve çocukları sömürmesine dayandığını açıklamışken ve Marksizm’i kimi zaman eksik, kimi zaman yanlış bulan feministler dahi bu konuda Marksizm’in ürettiklerini kaynak olarak kullanırken Marksistler bugün bu konuda daha çok üretim yapmalıdır.
Son olarak ve bence en önemlisi, Marksizm insanların varlığını belirleyen şeyin bilinçleri değil; aksine bilinçlerini belirleyenin toplumsal varlıkları olduğunu ortaya koymuştur. Bugün biz buradan aldığımız ışığın gölgesinde aslında insan doğası diye bir şey olmadığını, dolayısıyla insanın özünde bencil olmadığını açıklarken neden kadın ve erkeğe biçilmiş bu köhnemiş toplumsal rolleri onların “doğasıyla” açıklamaya çalışan zihniyete karşı daha fazla ve daha derinlikli yapıtlarla karşı koymayalım?
Burada anlatmaya çalıştığım şey, yüzyılı aşkın süredir Marksizm’in bu konuda hiçbir şey yapmadığını değil. Tersine, bu tartışmanın köklerinin Marksizm’de olduğu ve bu alana bakıldığında önümüzdeki sınırlı sayıdaki çalışmanın bizim açımızdan yetersiz olduğudur. Biz bu tartışmaları aşıp bu konuda üretmekten çekindiğimiz sürece, hem biz eksik kalacağız hem de bu alandaki tartışmalar eksik kalacak. Aynı zamanda, cumhuriyet tarihinde kadın düşmanlığını gizlemeden, en açık şekilde ortaya koyan AKP iktidarıyla karşı karşıyayken bunun güncel karşılığının da her zamankinden fazla olduğu açık.

İlgili Haberler